Neler Okuyabilirsiniz?

Bu blog; İnsan Kaynakları, Endüstriyel Psikoloji, Genel Psikoloji ve Örgütsel Davranış üzerine yazılar içermektedir.

Doğal, içten ve hayatın içinden bir bakış açısıyla...

Sosyal Medyada >>
Enetkili25ik
Yeni Yazılarımdan Haberdar Olmak İçin

E-posta adresiniz:

Facebook
Twitter

Aylık arşiv: Ağustos 2013

Okumaya Zaman Yaratamayacağını Bile Bile Kitap Almaya Devam Etmek, Bir Bağımlılık mıdır?

Şu hayatta en sevdiğim faaliyetlerden biridir zaman mefhumu olmadan kitapçıları gezmek, yeni kitapları karıştırmak, ayak üstü bir cümle, bir kelime daha öğrenmek. Hobi işte. Eve boş döndüğümde pek görülmemiştir. Evde okunmayı bekleyen kaç kitabımın olduğunu sorgulamadan her gezinin ardından mutlaka 1-2 yeni kitap daha alırım. Sonra eve gelir, bir önceki kitapçı ziyaretimden aldığım ama hepsini okumaya fırsat bulamadığım diğer kitaplara bakarak “bu sefer öyle olmayacak” derim. Yine öyle olur.

Nerede O Eski Günler…

Her kuşak, kendi “gençlik” dönemine duyduğu özlemi ifade eder, bir şekilde … Nerede o eski aşklar, güzel dostluklar, özel günler, bayramlar? Gözlerde özlem ve hüzün olur çoğu zaman. Neden eski olan daha güzel, daha anlamlıdır? Peki ya eskiye özlemdeki “eski” hangi zaman dilimini, hangi yılları kapsar?
Sahi, eskinin sınırı neresi? Eski derken “anlam” mı kastettiğimiz, zaman mı? Bir çok kuşaktan ve farklı insanlardan duyduğum cümlelerin özü şu: daha sabırlıydık o zamanlar, daha manalıydı herşey, herkes daha manidar, daha bir düşünceli idi. İlginç olan şu ki; kuşaklar, dönemler, çağlar değişiyor. “Eskiye özlem” değişmiyor. Her kuşağın ve dönemin kendi “ruhu”var. Buna rağmen nasıl oluyor da hala her kuşak bir sonrakine “ah bizim gençlik yıllarımız” diyebiliyor. “Var mı sizde o heyecan?” 1950 doğumlular 1970 doğumlulara söylerken, şimdi 1970 doğumlular 1990 doğumlulara söylüyor. Yani, 90’larda doğanlarda mı aynı şeyi söyleyecek bir gün? Bu böyle sürüp gidecek mi? İnsan soramadan edemiyor, nereye kadar? Teknoloji ilerlerken ya da bir çok gelişme olurken hayatlarımızda, yitip giden bir şeyler mi var acaba?

Eskiler Ne Demiş?

Bizim büyüdüğümüz yıllara bakıyorum, biz bizden öncekilere göre daha hazıra konmuştuk. Onlar zor elde edenlerdi. Tırmalayarak gelenlerdi. Büyüdüğüm “önceki kuşak” hikayelerine bakıyorum, onlardan öncekiler daha da zor koşullarda yaşamışlardı. Zor elde edilen kıymetlidir ya, belki de meselenin özü budur. Biz ev telefonları ile büyüdük. Birini rastgele arayıp, kim çıkarsa onunla konuşma hikayeleri tanıdıktı bize. Bin takla atılırdı bir dönem jetonlu telefonla konuşmak için. Bir önceki kuşak ise; telefonda neymiş, yolda karşılaştın mı randevulaşırsın, saatlerce beklersin, gelmiyor diye gitmezsin, bilirsin “gelir” diye anlatırlar hikayelerini. Saatlerce beklemenin normal olduğu günlerden şimdi whatsapp mesaj programında yazmaya bile tahammül edilemeyen bir zamana geldik. Dakikalara tahammülü yok bir çok insanın, sesli mesaj özelliği eklenmiş bu yüzden. Tabiki zamanın bir ruhu var. Dur diyemeyiz hayatımızdaki gelişmelere, dememeliyiz de. Adaptasyonda muazzam bir yetkinlik sayılıyor üstelik, uyuyoruz dur durak dinlemeden değişimlere…

Zamanın Ruhunu Yakalarken…

Yine de zaman değişse de, bazı değerler ve insanın özü değişmiyor. İnsan aynı işte. Hüznü de, sevinci de, değerleri bir yerde aynı, dönem fark etmeksizin üstelik. Ana baba kardeş sevgisi, başarma isteği, geçim derdi, dost kazığı, bebek sevinci, aşklar, dertler. Ne değişti ki? Teknolojik gelişmeler ve zorunlu deformasyonlar dışında ne değişti? Tam da bu yüzden değil mi temel değerlerin kaybolmasına duyulan endişe ve geçmişe özlem aslında? Ben değişimlerin hepsini içselleştirdiğimize inanmıyorum. Sürükleniyoruz bazen. Bundandır artan ruhsal bunalımlar, rahatsızlıklar. Zamanın ruhuna uyalım derken, ruhlarımızı geride bırakabiliyoruz. Kültürel öğeler, değerler, bizi biz yapan her ne varsa gelecek kuşaklara aktarmak gerek. Ben yapmazsam, sen yapmazsan, o yapmazsa, kim yapacak? Zaman her daim iyi şeyler mi getirir, yoksa bir şeyleri de götürüyor mu bizden, bilinmez. Bunu da yine zaman gösterecek…

Kulaklarımızın pası silinsin diye, Öyle Bir Geçer Zaman Ki…

Yazmanın Büyüsü

Yazmak; iyileştirir, yüzleştirir, bütünleştirir, arındırır. Mucizevi etkileri olan yazı yazmanın ne bir ön şartı vardır ne de bir maliyeti; yazar olmak da gerekmez, ihtiyacımız olan sadece bir kağıt ve bir kalemdir. Hayatımızda bir çok sorunla boğuşurken, bir yandan da çözüm yolları arıyoruz. Aslında hepimizin elinin altında olan bir kağıt ve bir kalem, öyle mucizevi etkilere sahip ki. Her ne kadar bir çok şeyi akıllı telefonlar ya da bilgisayarlarımız aracılığı ile yapıyor olsak da, gerçekten kağıt kalemin yarattığı etki başka. Yazmak deyince akla ilk gelen belki bir romandır. Benim bahsedeceğim ise başka, “şifa” etkili şeyler.

Okumaya devam et