Neler Okuyabilirsiniz?

Bu blog; İnsan Kaynakları, Endüstriyel Psikoloji, Genel Psikoloji ve Örgütsel Davranış üzerine yazılar içermektedir.

Doğal, içten ve hayatın içinden bir bakış açısıyla...

Sosyal Medyada >>
Enetkili25ik
Yeni Yazılarımdan Haberdar Olmak İçin

E-posta adresiniz:

Facebook
Twitter

Aylık arşiv: Eylül 2014

İçinizdeki “Yazar”ı Tanıyor musunuz?

Yazı büyülüdür, bizi çoğaltır, ulaştığımız her bir insanla “birlikte” nefes aldırır. Dünyada değişen her şeye rağmen, kelimeler de, hikâyeler de aynıdır.

Karmaşık ve hızlı yaşamlarımızda, bir yandan iyileşme yolları ararken, diğer yandan güçlü durmak adına birçok şeyi içimize atıyoruz, her ne kadar teorisinden haberimiz olsa da başımıza gelen şeylerde çevreyi suçlama eğiliminde olup kendimizi kurban gibi hissedebiliyoruz.

Kurban konumundan çıkabilmenin, biriken yükleri atabilmenin en iyi yollarından biri, farkındalık kazanmak, olayları olduğu gibi kabul etmek ve yazmaya başlamak. Yazdıkça özgürleşmek.

Bir dil bir insan demekse, bir kitap bir dünya demektir. Bazen bir kitap kendi dünyamızı yaratabilmemize yardımcı olurken, bir yandan da yüklerimizi hafifletir.

Okumaya devam et

Erteleyenden “Yapan” Olmaya Doğru Yolculukta “Yol Haritası”

Grip olmuşuz da reçetedeki bir ilaç ile hastalığımızı geçireceğiz gibi bir durum olamaz elbette. Ancak gerçekten değişim isteyenler için bir yol haritası çizilebilir.

Her şeyden önce önemli bir tek şey var; “evet ben erteliyorum” farkındalığını yaşamak ve ertelediğimizi kabul etmek. Kabul ediyorsak, gerçekten değişmek istiyor muyuz? Çünkü tüm öneriler gerçekten değişmek isteyenler için anlamlı. Kendimizi yargılamayı bırakıp ne yapabileceğimize odaklanmakla başlıyor süreç.

Ertelemenin tam olarak ne olduğunu ve neden ertelediğimizi önceki yazılarda konuşmuştuk.

Ben erteleme eğilimli miyim diye soranlara şu maddeler yardımcı olabilir belki derim:

Yapılacaklar listenizde çok da önemli olmayan şeyler tamamlanmış ancak halen en önemli birkaç madde dokunulmamış durumda mı, işe başlamadan önce defalarca e-maillerinizi okuyor musunuz ya da sosyal medya sürekli çeliyor mu aklınızı, tam önemli ve acil olan göreve başlamışken bir fincan çay kahve almak için kalkıyor musunuz, başkalarından gelen acil olmayan isteklere hemen evet diyor musunuz ve en önemlisi o görevi yapmak için hep “en doğru zamanı” ve en doğru “ruh halini” bekliyor musunuz?

Okumaya devam et

Neden “Erteliyorum”, Biliyor musunuz?

Birçok davranış bilimci ve psikologa göre erteleme eğiliminin basit görünen sebepleri kadar bir o kadar karmaşık sebepleri vardır ve çoğu çocukluk döneminden geliyor olabilir.

Örneğin katı kurallı ve baskıcı anne babaların çocukları, yaşadıkları olumsuzluk sonucu “mış gibi” davranmayı geliştirmiş olabilir. Büyüdüklerinde de ertelemeyle bu davranışı sürdürüyor olabilirler. Hatta öyle ki, korku kültürünü benimsemiş şirketlerde dahi baskıcı yöneticiler de aynı davranışın “hortlamasına” yol açabilirler.

Bu nedenle erteleme eğilimi, bireyleri olduğu kadar aileleri, sosyal çevrelerini, kurumları da tehdit edecek kadar büyük bir sorundur.

Erteleme öncesi sistem nasıl çalışıyor?

Olayın Kendisi: Harekete geçiren olay   –>  İnanç Sistemi: Altta yatan gizli duygu (tepkimizi yönetir)  –>  Netice: İki seçenektir (Rasyonel ya da İrrasyonel) Okumaya devam et

İşi Savsaklamıyorum ya da Tembellik Etmiyorum, Sadece “Erteliyorum”!

Hani tam yapılacaklar listemizin en “öncelikli ve önemli” işini yapacakken, bir fincan daha kahve alırız, elimizde fincan yerimize dönerken iki çift laf ederiz birileri ile derken bir de sosyal medya hesaplarıma göz atayım deriz, e zaman da epey geçmiştir hani, tamam yaa “yarın yaparım” tesellisi ile gün biter. Ancak bir yandan ertelemiş olmanın kaygısı süredursun, her gün aynı döngü ile erteler de erteleriz ve bu durum son teslim tarihinden bir gün öncesinde stres ve sıkıntıyı iyice tavan yaptırır.

Ya da üniversitede okurken önemli bir projede veya yüksek lisans tezini yazarken, peyderpey yapmamızın uygun olacağı ne varsa başlatmamız gerekirken, şaka gibi ama, evi temizlemek ya da alışverişe çıkmak çok daha cazip görünür. Peşi sıra caydıracak o kadar çok şey vardır ki!

Hemen hemen hepimiz hayatımızın bir döneminde ya da sadece bir konuda erteleme davranışı sergileyebiliyoruz.

Center for Clinical Interventions’ın raporuna göre birçok çalışma Amerika, İngiltere ve Avustralya’da popülasyonun %20’sinin kronik erteleyici olduğunu özellikle lise ve üniversite öğrencilerinin %75-95’inin de sıklıkla ertelediğini gösteriyor. Ülkemizde de durumun farklı olduğunu sanmıyorum. Zira son dakika golcülüğü hepimizin aşina olduğu bir kavram.

Okumaya devam et

“İlham Kaynağı Olmak” Yaşam Amacı Olabilir mi?

Şu dünyada sadece bir kişinin bile olsa, ilham kaynağı olabilmek, bence insanın hayat enerjisini çok yukarılara taşıyabilecek bir olgu.

TDK’ya göre bu kavram, “esinlenmeyi” ve “içe doğmayı” sağlayan şey. Peki nereden çıktı bu konu? Birilerinin senden esinlenmesini amaç edinmek insanın egosunu şişirmez mi?

Bence şişirmez, nerede baktığımıza bağlı. Dükkanımdan uzak kaldığım aylarda, her gün saatlerce spor yaparken motivasyon kaynağımın ne olduğu düşündüm. Mesela belli bir kiloda olmak gibi bir hedefiniz varsa tercihen saatlerce spor yapabilirsiniz. Hedefe ulaştıktan sonra, devamını ne ile sağlarsınız? “Hayat felsefesi haline getir”, “davranış değişikliği yarat”, “süreklilik halini alsın”, “yaşam biçimin olsun” denir çoğu zaman. Tüm bunlar harika öneriler, ancak söylemek motivasyonumu sürekli hale getirmeme yetmiyor ne yazık ki.

Okumaya devam et

Tüketirken “Tükenmek” An Meselesi!

Bir Aborijin duası vardır, bilir misiniz?

Her Şey Yeterli Olsun

Seni “ayakta tutmaya yetecek kadar” güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim. Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum. Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum. Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar “acı” diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum. Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar “kayıp” diliyorum.

Okumaya devam et

Çalışan Bağlılığı: Gidene “Kal” Denir mi?

HBR’nin son sayısında bir köşe yazısı o kadar dikkatimi çekti ve o kadar aynı şekilde düşünüyorum ki, blogda da yerini alsın istedim.

Ben bazı birim yöneticilerinden şu soruyu birçok defa duydum, bu aday sence “ne kadar” kalır? Bilmiyorum ki!? Mevcutta içinde bulunduğu faktörleri ve geldikten sonraki kimyanın tutma derecesini ne kadar gerçekçi öngörebiliriz? Tahminlerimiz olur ancak o kadar çok faktör var ki bu sorunun cevabını etkileyecek. “Peki o zaman en çok kalacak olanı seçelim!” Kalmaktan kastımız nedir? Önceliğimiz bu mu? Çalışan bağlılığı derken tam olarak bunu mu anlatmak istemiştik?

Okumaya devam et

Bize Ait Olmayan Ne Varsa “Atma” Zamanı…


Bu kadar yoğun bilgi akışının olduğu, hemen her konuda (bazen kirliliği dahi olsa) bilgiye kolaylıkla ulaşılan bir zaman diliminde, zihinsel problemler ve ruhsal sıkıntıların hızla artıyor olması, hepimizin farkında olduğu bir gerçek.

Kişisel sebeplerin yanı sıra şehir yaşamı, zamanın çok hızlı akması, hiçbir şeye yetişemiyor oluşumuz, giderek yalnızlaşmak ve benzeri birçok sebebe bağlanabilir  üstelik.

Yine de şu bakış açısı ile baktığımda bir şeyi görüyorum. “Şifa” olsun diye gidilen tüm kapılardan “bilgi” ile dönüyoruz. Öğreniyoruz, deniyoruz, anlamaya çalışıyoruz. Ancak konusunun uzmanları olarak nitelendirilen kişilerin dahi (iş / özel yaşam fark etmez) kendi hayatlarında bildiklerini uygulayamadıklarına şahit olabiliyoruz.

Hepimize olmuyor mu? Bilmemize rağmen, sanki “hiç bilmiyormuşuz gibi” teoriyi pratiğe dökememek başarısız ve huzursuz hissettirmiyor mu? İnsan bildiğini neden uygulayamaz bazen? Okumaya devam et

İş değiştiriyorum, çünkü…


Biliyoruz ki iş değiştirmeye iten sebepler ya da bizi motive eden unsurlar kişiden kişiye göre değişiyor.

Koşulları pek rahat olmayan bir ofiste görev alan bir çalışan, gayet güzel takdir görüyor, iş tatmini yaşıyor olsa da günün sonunda konu dönüp dolaşıp o “rahat olmayan koltuğa” gelebiliyor.

Amerikalı Psikolog Frederick Herzberg‘in motivasyon kuramına göre, takdir görmek, başarı, saygınlık gibi motivasyonel faktörler kişiyi doyuma ulaştırırken, diğer yandan kişinin kontrol edemediği iş koşulları, çevresel şartlar, ücret paketi, yönetim politikası, yönetici ve iş arkadaşları ile ilişkiler gibi dış faktörler de doyumsuzluğa yol açıyor. Hijyen faktörler olarak da anılan bu unsurlar asıl “ben gidiyorum” deme isteğine yol açıyorlar.

Okumaya devam et

Super Kamagra Cialis 60 mg Kamagra kaufen levitra apotheke Viagra Generika Viagra ohne rezept Viagra kaufen Lovegra potenzmittel viagra Cialis Bestellen Lovegra kamagra oral jelly kaufen Potenzmittel Rezeptfrei Tadalafil 20mg Tadalafil kaufen Cialis kaufen
Viagra Professional Viagra Jelly cialis online kopen Levitra Soft viagra voor vrouwen Viagra Soft Kamagra Jelly Cialis kopen cialis kopen belgie cialis prijs belgie Cialis Professional Cialis Super Activen Levitra Professional Viagra kopen dapoxetine kopen Priligy kopen Cialis Daily Viagra Super Active Kamagra Gold Propecia kopen
new balance oakley converse Scarpe Adidas scarpe Nike Scarpe louis vuitton Ray ban adidas Adidas superstar longchamp air max Cinture scarpe Puma
levitra eller cialis viagra nettbutikk cialis i norge cialis erfaring hva er kamagra viagra effekt kamagra gel comprar cialis efeitos secundarios levitra comprimidos viagra infarmed viagra farmacia cialis bula levitra fass cialis vs viagra