Neler Okuyabilirsiniz?

Bu blog; İnsan Kaynakları, Endüstriyel Psikoloji, Genel Psikoloji ve Örgütsel Davranış üzerine yazılar içermektedir.

Doğal, içten ve hayatın içinden bir bakış açısıyla...

Sosyal Medyada >>
Enetkili25ik
Yeni Yazılarımdan Haberdar Olmak İçin

E-posta adresiniz:

Facebook
Twitter

Aylık arşiv: Kasım 2014

Ezber Bozan Kadınlar, Her Yanımızı Sarsınlar!


Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, sonra sizinle savaşırlar, en sonunda hep “ezber bozanlar” kazanır.

                                                                                                                                                                                                   

Dilek DUMAN (Denizbank Bilgi Teknolojileri ve Destek Operasyonları Genel Müdür Yardımcısı)

“Birçok insanın tersine, Türk insanına o kadar çok güveniyorum ki, yıllar önce biz de teknoloji üretebilir ve ihraç edebiliriz demiştim. Yurtdışındaki en iyi yazılım bulup getirin dedikleri bir ortamda, gerekli araştırmanın ardından istediğimiz şeyi biz üretebiliriz ve muadili olmadığı için de yurtdışına satabiliriz dedim. Bin bir zorluk ve engelle karşılaşacağımı en baştan tahmin edemedim. Microsoft ile dünyada olmayan bir yazılımı üretmek için iş birliği yaptık ancak bu kadar kritik uygulamaları yeni teknolojilerle yapamayacaklarını söylediler ve istediklerimizi yapabilmek için tek şart Bill Gates’i ikna etmekmiş. Öyleyse bunu yapabilirim dedim, çünkü çok güçlü bir inancım vardı. Prag’da bir seminer için gelecekti ve arada bizimle de bir görüşme ayarladılar, orada hayalimizi anlattık ve Gates’i ikna ettik. O görüşmenin sonunda, projenize sponsor oluyorum ve bana 7-24 http://www.cialispharmaciefr24.com/acheter-cialis-generique-en-pharmacie/ ulaşabilirsiniz, sizin probleminiz benim problemimdir dedi. Geliştirme yaptığımız iki yıl hiç kolay geçmedi, ofiste sabahladık, her an, daha fazlasını yapamayız diyenlere inat, inançla devam ettik. Intervision, iki yılda geliştirilen, 7 ülkede 22 bankada kullanılan, Türkiye’de geliştirilip yurtdışına satılan ve birçok ödül alan bir ürün oldu. Evet biz de yeni teknoloji üretebiliriz evet biz de yurtdışına pazarlayabiliriz.  Çok zorlu da olsa her zaman ezber bozmak sonucuna değiyor. Hayallerinize ulaşmak mı istiyorsunuz, yoksa yaşanmamış hayatlar mı?”

dilekduman


Duygu KAYAMAN (MIT Technology Review “35 Yaş Altı Yenilikçiler” Yılın Sosyal Yenilikçisi ödüllü, YGA Hayal Ortağım Projesi Sahibi) 
Okumaya devam et

Ezberci Eğitimden, Ezber Bozmaya Geçmek Öyle Kolay mı?

Hele ki kadınlar için… Ezber bozmak kadınlara mı has? Elbette değil ancak bu coğrafyada pozitif ayrımcılık için ekstra çaba sarfetmek gerektiği aşikar.  Her geçen gün gözlemliyorum ki,  ne meslek ne öğrenim düzeyi ne sözüm ona “kültür” seviyesi, aldatmasın kimseyi, “kadın” her kesim tarafından yok sayılabiliyor. İspatlanamayan psikolojik şiddet, bin bir ilişkinin içinde. Şikayet ederek bertaraf etmek mümkün olmadığı gibi, geriye  elimizden ne geliyorsa yaparak var olmak, gelişmek ve ezber bozmak kalıyor.

Bu ülkede gerçekten ezber bozan kadınlar var.  Aslında her gün bir yerlerde şartlarını zorlayarak var olma savaşı veren, türlü psikolojik ya da fiziksel şiddete rağmen ayakta kalan kadınlar var ama bahsedeceklerim kimine göre şanslı kimine göre şanssız hayat hikayelerinin içinde gerçekten “ezberi” bozanlar.

Turkish WIN’in geçtiğimiz hafta düzenlediği keyifli ve verimli seminerde birbirinden harika altı kadını dinleme fırsatım oldu. Kimilerini tanıyor olabilirsiniz ya da hiçbirini tanımıyor olabilirsiniz. Önemli olan şey, “ben yaptıysam sen de yapabilirsin” diyebilmek adına aktardıklarıydı. Seminerden sonra bir istiklal caddesi boyunca yürürken o kadar çok sorguladım, o kadar çok düşündüm ki.

Okumaya devam et

Sadece “Alkış Almak İçin” Yaptıklarının Farkında mısın?

Sen, ben, biz; hepimize bu soru aslında. Türk gibi başlayıp Alman gibi sürdürüp İngiliz gibi bitiremediğimiz şeyleri düşünelim mesela, bir hışımla bir hırsla ya da “çok istediğimizi” zannederek başladığımız ama sonunu getiremediğimiz. İstikrarlı çalışmanın öneminden dem vururken bir milim dahi ilerleyemediğimiz. Birçoğumuz daha fazla başarı, ün, para, edinimler elde etmek istiyoruz da peki ya sorumlulukları, uğruna vazgeçmemiz gerekenler ve getireceği / getirdiği yükleri de aynı derecede istiyor muyuz?

İşte tüm bunları “teorikte” bilmemize rağmen, yine de yola koyulmamızı sağlayan bir şey oluyor bazen.  Bir “an” da yaşayacağımız bir “şey” için.

Şöyle bir etiketleme vardır mesela. “Maymun iştahlı” Bir başladığının sonunu getirmez, her şeye atlar, her şeyden biraz birazdır, hiçbir şeyde uzmanlaşamaz vs. Tam olarak neden maymun iştahlıdır bir insan, karakteristik özellik mi sadece?

Hiç düşündünüz mü bilmiyorum, bazılarımızda başarmak, alkış almakla eş değer.  Özellikle içsel başarı kriterleri yerine dışsal olanları önemseme eğilimi varsa. Alkışlanmak. Onaylanmak. “Hımm, oldun sen, yaptın sen, aferini” duymak. Kimler tarafından olması gerektiği de yüklediğimiz anlama ve konuya göre de değişir.

Mesela, bir kongreye davet edilmek, kongreye katılmaktan önemli olabilir. Bir kitap yazmış olmak, ne kadar okunduğundan, kaç yüreğe ulaştığından daha mühim olabilir. Ya da evlenmek evliliği sağlıklı sürdürmekten daha kıymetli olabilir. Hayatındaki en düşük kilosuna bir kez olsun bile inmek, sürdürülebilir bir kiloda sabitlenmekten daha çekici olabilir. Okumaya devam et

22. Peryön İnsan Yönetimi Kongresi – Bana Kalanlar – II

Giriş yazımın ardından, en sevdiğim oturumlardan bana kalanları da aktarmak isterim.

Strateji Ortaklığında İK’nın Oyun Alanı: Oyun Kurucu İK, Yönetim Ekibinde Nasıl Değer Yaratıyor?

“Şirket insana değer veren kültüre sahip ise İK stratejik ortak olabilir. Çalışanların gerçek ihtiyacını tespit etmek zorundayız çünkü her organizasyon kendine has. Üst yönetimde bir vizyon yok ise masada İK’nın yeri olsa da bir olmasa da. İK, sektörünü, rakibini, yapılan işi çok iyi bilmeli, bilsin ki nabzı iyi tutsun. Aynı zamanda paranın dilini de konuşabilmeli, üst yönetim iknasının olmazsa olmazı çünkü.  Zamanlama da bir o kadar mühim, bazı şeyler bazı zamanlarda daha kolaydır. Hem çalışan hem üst yönetimden sık geribildirim önemli, İK’cının adalet duygusu sağlam olmalı; doğru riski almak, iyi müzakere yapabilmek, kontrolü kaybetmemek ve akıl-kalp-mideye hitap edebilmek de stratejik ortaklıkta önemli noktalar.”

Para Yönetmek mi Zor, İnsan Yönetmek mi?

Bir beslenme oturumu için ziyadesiyle verimliydi bence, yarım saatte tüm finansal sorunlara çözüm getirilmesini beklemiyorsak. :) “Para kullanmak müzik aleti çalmaya benzer, ustalaşmak gerek. Para biriktirme alışkanlığı diş fırçalamaya benzer. Her ay ruhumuz duymadan otomatik olarak bir miktar biriktirebilmeliyiz.  Harcamanın da bir matematiği olmalı, 12 aylık maaşın 1 aylık karşılığı kıyafet alışverişine harcanmalı. Kötü durumlara karşı, üç ay hayatımızı sürdürecek kadar paramız bankada olmalı. Her daim risk alınmalı ancak gece uykuyu kaçıracak kadar değil “ dedi Özlem Denizmen. Oturumun sonunda da faydalı olduğuna inandığım kitabını hediye etti, kitaptaki bazı noktaları da yazamadan geçemeyeceğim.

10 Saniye Kuralı: Bir şeyi satın almak istediğinizde tüm samimiyetinizle sorun: Sen bir ihtiyaç mısın, istek misin? Senden evde var mı? Akıllı bir satın alma mısın? Seni kaç kez kullanırım? Senin için borçlanmaya değer mi? Eskittikten sonra bile taksitlerini ödemeye değer mi? 10 saniye gerçek cevaplar için yeterli. Okumaya devam et

22. Peryön İnsan Yönetimi Kongresi – Bana Kalanlar – I

Bir kongreyi daha devirdik ve bir blogger olarak assolist gibi sonlara kaldığımın farkındayım.

Mazeretlerimi sıralamayarak kendime evvela kendi derlemiş olduğum erteleme yazılarımı öneriyorum.  Evet evet, bazen onları okuyup da yazabildiğim doğrudur.

Bu yıl ne hikmetse türlü aksiliklerle iki gün de geç kalmayı başardım, kaçırdığım oturumlar da oldu, çok sevdiklerim de. Tek tek oturum özetleri yazmak isterim ama biraz daha gözlemlerle de bezeli olsun istiyorum bu defa.

Her ne kadar geç kalmış olsam da, ilk gün, magic of the glove performansına bayıldım. Gayet enerjik, hoş ve keyifli bir başlangıçtı. Fena mı canım sahnede takım elbiseli uçan adamlar görmek. :)

Ancak sonrasındaki ana konuşma için ne yazık ki sarkacın diğer ucundayım. Gerçekten gına geldi, Y kuşağı ve türevi söylemlerden, benzer ifadelerden.  Bence günün ilk konuşmasını yapan kişi öyle biri olsun ki, ya da öyle bir konuşma yapsın ki, hikayelerle bezesin konuşmasını hele ki sunum yapmayacaksa. Yapacaksa da öyle görsel olsun ki, evet ya bir yıl bekliyoruz kongreyi vallahi de değiyor diye başlayalım güne, olmaz mı? Ne bileyim, bir Nasuh Mahruki olur, bir Ali Sabancı olur, bir Cem Boyner olur; vente de viagra en france olur da olur. Ahmet Dördüncü’nün şahsına saygım sonsuz olmakla birlikte konuşması ile derdim vardı. Konu ile ilgili önerilerimi de bizzat ve daha sonra sunmaya devam edebilirim.

Okumaya devam et