Neler Okuyabilirsiniz?

Bu blog; İnsan Kaynakları, Endüstriyel Psikoloji, Genel Psikoloji ve Örgütsel Davranış üzerine yazılar içermektedir.

Doğal, içten ve hayatın içinden bir bakış açısıyla...

Sosyal Medyada >>
Enetkili25ik
Yeni Yazılarımdan Haberdar Olmak İçin

E-posta adresiniz:

Facebook
Twitter

Bireysel Gelişim

1 2 3 5

Bir elin nesi var, iki elin sesi var: Mentorink

Şu hayatta yalnız olmak zor!

Yaşam koşullarının giderek zorlaştığı günümüz dünyasında, gerek okul hayatı gerek iş hayatı hatta özel hayatımızda bile değişmeye, gelişmeye ve şartları etkin yönetmeye zorlanıyoruz.

Enteresan bir şekilde hayat standartlarını yükseltebilenlerimizin bile mutlak bir tatmin, mutluluk arayışı baki. Ne istiyorum, ne bekliyorum, ne ile tatmin olurum…

Hele bir de üniversitedeyken yaşadığımız “okulu bitirince beni neler bekliyor” kaygısı…

İşte bu noktada insanın danışabileceği, “o yollardan ben de geçtim” diyebilecek bir mentorunun olması ne kadar büyük bir nimet diye düşünmüşümdür hep.

Acar Baltaş diyor ki, “her başarılı insanın geçmişinde, başı sıkıştığında hâlâ kapısını çaldığı, akıl danıştığı, bir “usta”sı, bilge kişisi vardır. Bilginin hızla yayıldığı günümüzde bile genç kuşaklar kendilerine yaşamın sırlarını aktaracak bu ustalara ihtiyaç duyuyorlar. İşte bu ustalara verilen yeni isimdir mentor.”

Ben koçluk kadar mentorluğa da inananlardanım. Benden önce aynı yoldan geçmiş birinin yaşadıklarını öğrenmek kadar, benim geçtiğim yolun başındaki birine de el uzatmak isterim. Elbette iki elin sesi var.  Biliyoruz ki, birçok araştırma insanların başkalarını mutlu ettikçe mutlu olduğunu söylüyor, bundan ala bir başkasının yaşamına dokunuş mu olur? Üstelik mentorluğun hatırı sayılır kanıtlanmış faydaları da ortada, onlara da şu şekilde bir göz atalım:

  • Mentorluk ve mentilik yapmış kişiler iş hayatlarında 5 kat daha sık terfi alıyorlar.
  • Mentorluk veya mentilik yapmış kişiler %20 daha fazla kazanç elde ediyorlar.
  • Fortune500 şirketlerinin %70’ten fazlasında mentorluk programları uygulanıyor.
  • Üst düzey yöneticilerin %60’ı mentorluk aldığını ve %97’si şu an geldikleri konumda aldıkları mentorluğun çok büyük katkısı olduğunu ifade ediyor.
  • Üniversite öğrencilerinin %60’ı iş seçiminde mentorluğun çok hayati bir faktör olduğunu söylüyor.

Benim birçok mentorum oldu, iş hayatı için destek alıyorum derken özel hayata yansıdı… Özel hayat derken, hobilere sıçradı. Bazen, bazı şeyleri yeniden keşfetmeye gerek yoktur. El vermek deyimi Anadolu’da çok kullanılan bir tabirdir ve bence mentorluk kavramını zaten doğal bir şekilde biz bu topraklarda yaşatıyoruz. :)

Tam da bu noktada mentorluğu, bir sosyal sorumluluk projesi ile hayata geçiren Mentorink’i kutlamayalım da ne yapalım? Mentorink, sistemli bir şekilde mentor-menti ilişkisini düzenliyor, kullanıcı dostu platformu ile karşılıklı süreç takibini sağlıyor. Her ilişkide olduğu gibi mentor-menti birlikteliğinde de karşılıklı faydaya inanıyorum. Mentorink de bunu, üniversite öğrencilerini ve genç profesyonelleri bir araya getiren, kişiselleştirilmiş bir “birlikte gelişim” platformuyuz şeklinde açıklıyor.

Benim bildiklerimi aktarma, birilerine dokunma zamanım gelmiş diyen bir genç profesyonel de olabilirsiniz, keşke bir bilene danışsam, bana yol gösterilse diyen bir üniversite öğrencisi de…

İkisi de yepyeni ve gelişim odaklı bu kapıya çıkıyor: www.mentorink.com

North Sails F2012 Warp. Kanaha, Maui; Hawaii. August 2011.

Photo: North Sails F2012, Hawaii

 

Beni Aynalayan Herkese Binbir Teşekkür

Diyorum ki kendime: sen sanıyor musun ki her yaşadığın hedefsiz, boşu boşuna? Her kim çıkıyorsa karşına, her ne yaşıyorsan, bir amacı var.

Özel hayatımızda daha çok inandığımız bir durumdur bu, peki ya çalışma arkadaşlarımızın ya da yöneticimizin bize ayna olmasına ne demeli? İş hayatı da yaşamın en büyük

sahnelerinden biri değil mi? Birbirimizi aynalamak, birinin bize bizi göstermesi binlerce eğitimden daha kıymetli değil de nedir içsel yolculuk için?

Gelişme” yolculuğumda, beni en çok zorlayan buydu. Benimle birlikte yürüyen öğretmenlerin hepsinin söylediği aynıydı, karşında beğenmediğin ne varsa sende de var. Niyeymiş o? Çünkü sende olmayanı göremezsin, fark edemezsin de ondan. Okurken kolay da, derin düşününce tonlarca taş ağırlığında bir etki yaratıyor her defasında. Bilmek yetmiyor, sindirmek de zaman alıyor çünkü.

Biri bize kendi karanlığımızı aynaladığında, farkında olmak, kabul etmek ve gerekli dersi almak şart. Rahatsızlık veren durum ortadan kaldırılamasa bile şunlar oluyor:

1- Gitmen gerekli ise müthiş bir cesaret geliyor.
2-Kalmayı https://www.acheterviagrafr24.com/viagra-definition/ seçiyorsan, o kişinin daha “sevimli” yüzünü deneyimlemeye başlıyorsun.

Şikayet etmekten ve suçlamaktan, farkındalıkla şükretmeye geçince oluyor bunlar.

Bir süre önce koçumla çalışırken bir şeyi fark ettim, ben her zaman çok “meraklı” olduğumu düşünürüm. Kendimi tanımlarken sıklıkla merak kelimesini de kullanırım . Beni tanıyanlar da öyle söyler. Hakkında daha önce bir yazı bile yazmıştım. Peki nasıl bir merakmış benimkisi? Fark ettim ki, bu bir “çocuk merakı” değil, bilişsel, fayda odaklı bir merak. Peşinden bazen yargılamayı, bazen filtreleri de getiren. Bir süredir üzerinde çalışıyorum ve çok değişik sonuçlarını görüyorum.  Merakımı çocuk merakına dönüştürdüğümden beri ve buna öncelikle en yakınlarımdan başladığımdan beri olan şu, herkesle ilk defa tanışıyor gibiyim. Ailemi, yöneticilerimi, çalışma arkadaşlarımı “öğrenilmişliklerden” arınmış halde, yargılamadan izliyor ve konuşuyorum. Ne kadar ayıp, insan gibi karmaşık bir ansiklopediyi hiç değişmeyecekmiş gibi “mevcut filtreler” ile yargılamak. Ben değişiyorum da, herkes aynı mı kalıyor? İnsan her yaşta

şaşırıyor, her yaşta yeni bir

şey öğreniyor. Hücrelerimiz de ruhumuz da her an değişiyor ve biz bir gün önceki insan ile aynı insan değiliz.

Güzel bir hatırlatma: her gün yeni bir gün, sürekli yenileniyoruz. Aynıymış gibi hissetmemizi sağlayan tek şey zihnimiz ve değiştiremediğimiz düşüncelerimiz.
Hayat düz çizgi değil ve evet güzel şeyler de oluyor. Zihnimizdeki “eski kayıtlar” burnumuzun ucundaki en yakınlarımızdaki değişimi, onların özünü görmemizi engelliyor.
Her değişim, önce benden başlıyorsa, ben değiştiğimde dünya değişiyorsa, karşılaştığım her “can” tekamülümde bana aynaysa, çocuk merakı ile bizi bize gösterenlerle “yeniden tanışmak” için ne bekliyoruz? Bugün değilse ne zaman?

aynalama

Ezber Bozan Kadınlar, Her Yanımızı Sarsınlar!


Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, sonra sizinle savaşırlar, en sonunda hep “ezber bozanlar” kazanır.

                                                                                                                                                                                                   

Dilek DUMAN (Denizbank Bilgi Teknolojileri ve Destek Operasyonları Genel Müdür Yardımcısı)

“Birçok insanın tersine, Türk insanına o kadar çok güveniyorum ki, yıllar önce biz de teknoloji üretebilir ve ihraç edebiliriz demiştim. Yurtdışındaki en iyi yazılım bulup getirin dedikleri bir ortamda, gerekli araştırmanın ardından istediğimiz şeyi biz üretebiliriz ve muadili olmadığı için de yurtdışına satabiliriz dedim. Bin bir zorluk ve engelle karşılaşacağımı en baştan tahmin edemedim. Microsoft ile dünyada olmayan bir yazılımı üretmek için iş birliği yaptık ancak bu kadar kritik uygulamaları yeni teknolojilerle yapamayacaklarını söylediler ve istediklerimizi yapabilmek için tek şart Bill Gates’i ikna etmekmiş. Öyleyse bunu yapabilirim dedim, çünkü çok güçlü bir inancım vardı. Prag’da bir seminer için gelecekti ve arada bizimle de bir görüşme ayarladılar, orada hayalimizi anlattık ve Gates’i ikna ettik. O görüşmenin sonunda, projenize sponsor oluyorum ve bana 7-24 http://www.cialispharmaciefr24.com/acheter-cialis-generique-en-pharmacie/ ulaşabilirsiniz, sizin probleminiz benim problemimdir dedi. Geliştirme yaptığımız iki yıl hiç kolay geçmedi, ofiste sabahladık, her an, daha fazlasını yapamayız diyenlere inat, inançla devam ettik. Intervision, iki yılda geliştirilen, 7 ülkede 22 bankada kullanılan, Türkiye’de geliştirilip yurtdışına satılan ve birçok ödül alan bir ürün oldu. Evet biz de yeni teknoloji üretebiliriz evet biz de yurtdışına pazarlayabiliriz.  Çok zorlu da olsa her zaman ezber bozmak sonucuna değiyor. Hayallerinize ulaşmak mı istiyorsunuz, yoksa yaşanmamış hayatlar mı?”

dilekduman


Duygu KAYAMAN (MIT Technology Review “35 Yaş Altı Yenilikçiler” Yılın Sosyal Yenilikçisi ödüllü, YGA Hayal Ortağım Projesi Sahibi) 
Okumaya devam et

Ezberci Eğitimden, Ezber Bozmaya Geçmek Öyle Kolay mı?

Hele ki kadınlar için… Ezber bozmak kadınlara mı has? Elbette değil ancak bu coğrafyada pozitif ayrımcılık için ekstra çaba sarfetmek gerektiği aşikar.  Her geçen gün gözlemliyorum ki,  ne meslek ne öğrenim düzeyi ne sözüm ona “kültür” seviyesi, aldatmasın kimseyi, “kadın” her kesim tarafından yok sayılabiliyor. İspatlanamayan psikolojik şiddet, bin bir ilişkinin içinde. Şikayet ederek bertaraf etmek mümkün olmadığı gibi, geriye  elimizden ne geliyorsa yaparak var olmak, gelişmek ve ezber bozmak kalıyor.

Bu ülkede gerçekten ezber bozan kadınlar var.  Aslında her gün bir yerlerde şartlarını zorlayarak var olma savaşı veren, türlü psikolojik ya da fiziksel şiddete rağmen ayakta kalan kadınlar var ama bahsedeceklerim kimine göre şanslı kimine göre şanssız hayat hikayelerinin içinde gerçekten “ezberi” bozanlar.

Turkish WIN’in geçtiğimiz hafta düzenlediği keyifli ve verimli seminerde birbirinden harika altı kadını dinleme fırsatım oldu. Kimilerini tanıyor olabilirsiniz ya da hiçbirini tanımıyor olabilirsiniz. Önemli olan şey, “ben yaptıysam sen de yapabilirsin” diyebilmek adına aktardıklarıydı. Seminerden sonra bir istiklal caddesi boyunca yürürken o kadar çok sorguladım, o kadar çok düşündüm ki.

Okumaya devam et

Sadece “Alkış Almak İçin” Yaptıklarının Farkında mısın?

Sen, ben, biz; hepimize bu soru aslında. Türk gibi başlayıp Alman gibi sürdürüp İngiliz gibi bitiremediğimiz şeyleri düşünelim mesela, bir hışımla bir hırsla ya da “çok istediğimizi” zannederek başladığımız ama sonunu getiremediğimiz. İstikrarlı çalışmanın öneminden dem vururken bir milim dahi ilerleyemediğimiz. Birçoğumuz daha fazla başarı, ün, para, edinimler elde etmek istiyoruz da peki ya sorumlulukları, uğruna vazgeçmemiz gerekenler ve getireceği / getirdiği yükleri de aynı derecede istiyor muyuz?

İşte tüm bunları “teorikte” bilmemize rağmen, yine de yola koyulmamızı sağlayan bir şey oluyor bazen.  Bir “an” da yaşayacağımız bir “şey” için.

Şöyle bir etiketleme vardır mesela. “Maymun iştahlı” Bir başladığının sonunu getirmez, her şeye atlar, her şeyden biraz birazdır, hiçbir şeyde uzmanlaşamaz vs. Tam olarak neden maymun iştahlıdır bir insan, karakteristik özellik mi sadece?

Hiç düşündünüz mü bilmiyorum, bazılarımızda başarmak, alkış almakla eş değer.  Özellikle içsel başarı kriterleri yerine dışsal olanları önemseme eğilimi varsa. Alkışlanmak. Onaylanmak. “Hımm, oldun sen, yaptın sen, aferini” duymak. Kimler tarafından olması gerektiği de yüklediğimiz anlama ve konuya göre de değişir.

Mesela, bir kongreye davet edilmek, kongreye katılmaktan önemli olabilir. Bir kitap yazmış olmak, ne kadar okunduğundan, kaç yüreğe ulaştığından daha mühim olabilir. Ya da evlenmek evliliği sağlıklı sürdürmekten daha kıymetli olabilir. Hayatındaki en düşük kilosuna bir kez olsun bile inmek, sürdürülebilir bir kiloda sabitlenmekten daha çekici olabilir. Okumaya devam et

Ne kadar ekmek, o kadar köfte; ilişkini yönetebildiğin kadar başarılısın!

İş hayatındaki büyüklerim bugüne kadar şunu öğütlediler, bilmemekten korkma bilgi öğrenilir, önemli olan insanın özüdür, karakteridir, potansiyelidir, yetenekleridir.

Bana deseler ki iş hayatında başarıyı getiren en önemli yetkinlik sence hangisi ve bir tane söyleme şansın var, kesinlikle “ilişki yönetimi” derdim.

İlişki yönetimi becerisi neden önemli? Çünkü yalnız yaşamıyoruz, çünkü yaşamın her alanında ilişkiler ile varız, çünkü birbirimize ihtiyacımız var.

Yaşam demek, iletişim demek, öyle değil mi? Henüz bebekken annemizle kurduğumuz iletişimle başlıyor ilk ilişkimiz. Hayatımız, hemen her alanda ilişkiler ağı üzerine kurulu, insan uzun süre tek başına olamıyor. Sadece iş hayatında değil tüm ilişkilerimizde yönetebildiğimiz kadar başarılıyız, huzurluyuz…

Yine de üzerinde duracağım, iş hayatımızda ilişkilerimizi nasıl yönettiğimiz, yönetebileceğimiz.

Her ilişkinin başlangıcı tarafların birbirini tanıma süreci açısından

sancılıdır. Kariyerinin ortalarından itibaren birçok kişinin iş değiştirme zorluğu biraz da bundan bence. Her yeni ortamınızda kendinizi yeniden anlatırsınız, çevrenizdekileri tanırsınız, ilişkilerin dinamiğini anlayıp yönetmeye başlarsınız. Bu da bir zaman alacağından rahatlık alanında kalmak kolay gelir, yine de bu durum gerektiğinde engel olmasın cesur adımlara.

Okumaya devam et

Mutluluk Bir Seçimdir, Zihin Eğitilebilir: “Neyi Satın Alamıyorsak, Yaşamın Özü Orada”

Günümüzde koşullarımızı bu kadar iyileştirmişken (!), neden daha fazla şeye sahipken zaman zaman rahat batıyor ve mutluluk arayışımız baki? Biliyorum hepimiz üzerine defalarca düşündük. Mutluluk üzerine yazılmış konuşulmuş onca şey var, ne klişe konudur demeden, birimiz unutursa diğeri hatırlatsın diye yazıyorum.

Bir “yetmiyor”, “daha yok mu”, “daha fazla” dır gidiyor.

Mutsuzluk gerçekten bir hastalık mıdır bilmiyorum ama mutluluk arayışı hemen hemen hepimizin kafa yorduğu bir konu olsa gerek. Zygmunt Bauman demiş ki, insana mutluluk verecek şeyler satın alınamaz. Neyi mağazadan alamıyorsak, yaşamın özü oradadır belki de. Gerçek yoksulluk / yoksunluk paradan değil de içimizdeki dolmayan boşluklardan gelmiyor mu aslında?

Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar başta olmak üzere acheter viagra psikosomatik rahatsızlıklarla baş etmeyen yok gibi. Asıl arayış anlam arayışı iken odağımız maneviyattan maddiyata kayalı çok oldu. Dilden gönüle inemiyor dillere pelesenk olmuş “gerçekler”. Teori var, pratik yok cinsten.

Kaç kişi nasılsın sorusuna “bomba gibiyim” diyor (şartları iyi olsa dahi) ya da birine her sabah içtenlikle “bugün” nasılsın, “her yeni gün, yeni bir başlangıçtır” diyor? Yuvarlanıp gidiyor iç güveysinden hallice orta şekerli durumlar.

Okumaya devam et

İçinizdeki “Yazar”ı Tanıyor musunuz?

Yazı büyülüdür, bizi çoğaltır, ulaştığımız her bir insanla “birlikte” nefes aldırır. Dünyada değişen her şeye rağmen, kelimeler de, hikâyeler de aynıdır.

Karmaşık ve hızlı yaşamlarımızda, bir yandan iyileşme yolları ararken, diğer yandan güçlü durmak adına birçok şeyi içimize atıyoruz, her ne kadar teorisinden haberimiz olsa da başımıza gelen şeylerde çevreyi suçlama eğiliminde olup kendimizi kurban gibi hissedebiliyoruz.

Kurban konumundan çıkabilmenin, biriken yükleri atabilmenin en iyi yollarından biri, farkındalık kazanmak, olayları olduğu gibi kabul etmek ve yazmaya başlamak. Yazdıkça özgürleşmek.

Bir dil bir insan demekse, bir kitap bir dünya demektir. Bazen bir kitap kendi dünyamızı yaratabilmemize yardımcı olurken, bir yandan da yüklerimizi hafifletir.

Okumaya devam et

Erteleyenden “Yapan” Olmaya Doğru Yolculukta “Yol Haritası”

Grip olmuşuz da reçetedeki bir ilaç ile hastalığımızı geçireceğiz gibi bir durum olamaz elbette. Ancak gerçekten değişim isteyenler için bir yol haritası çizilebilir.

Her şeyden önce önemli bir tek şey var; “evet ben erteliyorum” farkındalığını yaşamak ve ertelediğimizi kabul etmek. Kabul ediyorsak, gerçekten değişmek istiyor muyuz? Çünkü tüm öneriler gerçekten değişmek isteyenler için anlamlı. Kendimizi yargılamayı bırakıp ne yapabileceğimize odaklanmakla başlıyor süreç.

Ertelemenin tam olarak ne olduğunu ve neden ertelediğimizi önceki yazılarda konuşmuştuk.

Ben erteleme eğilimli miyim diye soranlara şu maddeler yardımcı olabilir belki derim:

Yapılacaklar listenizde çok da önemli olmayan şeyler tamamlanmış ancak halen en önemli birkaç madde dokunulmamış durumda mı, işe başlamadan önce defalarca e-maillerinizi okuyor musunuz ya da sosyal medya sürekli çeliyor mu aklınızı, tam önemli ve acil olan göreve başlamışken bir fincan çay kahve almak için kalkıyor musunuz, başkalarından gelen acil olmayan isteklere hemen evet diyor musunuz ve en önemlisi o görevi yapmak için hep “en doğru zamanı” ve en doğru “ruh halini” bekliyor musunuz?

Okumaya devam et

Neden “Erteliyorum”, Biliyor musunuz?

Birçok davranış bilimci ve psikologa göre erteleme eğiliminin basit görünen sebepleri kadar bir o kadar karmaşık sebepleri vardır ve çoğu çocukluk döneminden geliyor olabilir.

Örneğin katı kurallı ve baskıcı anne babaların çocukları, yaşadıkları olumsuzluk sonucu “mış gibi” davranmayı geliştirmiş olabilir. Büyüdüklerinde de ertelemeyle bu davranışı sürdürüyor olabilirler. Hatta öyle ki, korku kültürünü benimsemiş şirketlerde dahi baskıcı yöneticiler de aynı davranışın “hortlamasına” yol açabilirler.

Bu nedenle erteleme eğilimi, bireyleri olduğu kadar aileleri, sosyal çevrelerini, kurumları da tehdit edecek kadar büyük bir sorundur.

Erteleme öncesi sistem nasıl çalışıyor?

Olayın Kendisi: Harekete geçiren olay   –>  İnanç Sistemi: Altta yatan gizli duygu (tepkimizi yönetir)  –>  Netice: İki seçenektir (Rasyonel ya da İrrasyonel) Okumaya devam et

İşi Savsaklamıyorum ya da Tembellik Etmiyorum, Sadece “Erteliyorum”!

Hani tam yapılacaklar listemizin en “öncelikli ve önemli” işini yapacakken, bir fincan daha kahve alırız, elimizde fincan yerimize dönerken iki çift laf ederiz birileri ile derken bir de sosyal medya hesaplarıma göz atayım deriz, e zaman da epey geçmiştir hani, tamam yaa “yarın yaparım” tesellisi ile gün biter. Ancak bir yandan ertelemiş olmanın kaygısı süredursun, her gün aynı döngü ile erteler de erteleriz ve bu durum son teslim tarihinden bir gün öncesinde stres ve sıkıntıyı iyice tavan yaptırır.

Ya da üniversitede okurken önemli bir projede veya yüksek lisans tezini yazarken, peyderpey yapmamızın uygun olacağı ne varsa başlatmamız gerekirken, şaka gibi ama, evi temizlemek ya da alışverişe çıkmak çok daha cazip görünür. Peşi sıra caydıracak o kadar çok şey vardır ki!

Hemen hemen hepimiz hayatımızın bir döneminde ya da sadece bir konuda erteleme davranışı sergileyebiliyoruz.

Center for Clinical Interventions’ın raporuna göre birçok çalışma Amerika, İngiltere ve Avustralya’da popülasyonun %20’sinin kronik erteleyici olduğunu özellikle lise ve üniversite öğrencilerinin %75-95’inin de sıklıkla ertelediğini gösteriyor. Ülkemizde de durumun farklı olduğunu sanmıyorum. Zira son dakika golcülüğü hepimizin aşina olduğu bir kavram.

Okumaya devam et

“İlham Kaynağı Olmak” Yaşam Amacı Olabilir mi?

Şu dünyada sadece bir kişinin bile olsa, ilham kaynağı olabilmek, bence insanın hayat enerjisini çok yukarılara taşıyabilecek bir olgu.

TDK’ya göre bu kavram, “esinlenmeyi” ve “içe doğmayı” sağlayan şey. Peki nereden çıktı bu konu? Birilerinin senden esinlenmesini amaç edinmek insanın egosunu şişirmez mi?

Bence şişirmez, nerede baktığımıza bağlı. Dükkanımdan uzak kaldığım aylarda, her gün saatlerce spor yaparken motivasyon kaynağımın ne olduğu düşündüm. Mesela belli bir kiloda olmak gibi bir hedefiniz varsa tercihen saatlerce spor yapabilirsiniz. Hedefe ulaştıktan sonra, devamını ne ile sağlarsınız? “Hayat felsefesi haline getir”, “davranış değişikliği yarat”, “süreklilik halini alsın”, “yaşam biçimin olsun” denir çoğu zaman. Tüm bunlar harika öneriler, ancak söylemek motivasyonumu sürekli hale getirmeme yetmiyor ne yazık ki.

Okumaya devam et

1 2 3 5
Super Kamagra Cialis 60 mg Kamagra kaufen levitra apotheke Viagra Generika Viagra ohne rezept Viagra kaufen Lovegra potenzmittel viagra Cialis Bestellen Lovegra kamagra oral jelly kaufen Potenzmittel Rezeptfrei Tadalafil 20mg Tadalafil kaufen Cialis kaufen
Viagra Professional Viagra Jelly cialis online kopen Levitra Soft viagra voor vrouwen Viagra Soft Kamagra Jelly Cialis kopen cialis kopen belgie cialis prijs belgie Cialis Professional Cialis Super Activen Levitra Professional Viagra kopen dapoxetine kopen Priligy kopen Cialis Daily Viagra Super Active Kamagra Gold Propecia kopen
new balance oakley converse Scarpe Adidas scarpe Nike Scarpe louis vuitton Ray ban adidas Adidas superstar longchamp air max Cinture scarpe Puma
levitra eller cialis viagra nettbutikk cialis i norge cialis erfaring hva er kamagra viagra effekt kamagra gel comprar cialis efeitos secundarios levitra comprimidos viagra infarmed viagra farmacia cialis bula levitra fass cialis vs viagra