Neler Okuyabilirsiniz?

Bu blog; İnsan Kaynakları, Endüstriyel Psikoloji, Genel Psikoloji ve Örgütsel Davranış üzerine yazılar içermektedir.

Doğal, içten ve hayatın içinden bir bakış açısıyla...

Sosyal Medyada >>
Enetkili25ik
Yeni Yazılarımdan Haberdar Olmak İçin

E-posta adresiniz:

Facebook
Twitter

Genel

Bir elin nesi var, iki elin sesi var: Mentorink

Şu hayatta yalnız olmak zor!

Yaşam koşullarının giderek zorlaştığı günümüz dünyasında, gerek okul hayatı gerek iş hayatı hatta özel hayatımızda bile değişmeye, gelişmeye ve şartları etkin yönetmeye zorlanıyoruz.

Enteresan bir şekilde hayat standartlarını yükseltebilenlerimizin bile mutlak bir tatmin, mutluluk arayışı baki. Ne istiyorum, ne bekliyorum, ne ile tatmin olurum…

Hele bir de üniversitedeyken yaşadığımız “okulu bitirince beni neler bekliyor” kaygısı…

İşte bu noktada insanın danışabileceği, “o yollardan ben de geçtim” diyebilecek bir mentorunun olması ne kadar büyük bir nimet diye düşünmüşümdür hep.

Acar Baltaş diyor ki, “her başarılı insanın geçmişinde, başı sıkıştığında hâlâ kapısını çaldığı, akıl danıştığı, bir “usta”sı, bilge kişisi vardır. Bilginin hızla yayıldığı günümüzde bile genç kuşaklar kendilerine yaşamın sırlarını aktaracak bu ustalara ihtiyaç duyuyorlar. İşte bu ustalara verilen yeni isimdir mentor.”

Ben koçluk kadar mentorluğa da inananlardanım. Benden önce aynı yoldan geçmiş birinin yaşadıklarını öğrenmek kadar, benim geçtiğim yolun başındaki birine de el uzatmak isterim. Elbette iki elin sesi var.  Biliyoruz ki, birçok araştırma insanların başkalarını mutlu ettikçe mutlu olduğunu söylüyor, bundan ala bir başkasının yaşamına dokunuş mu olur? Üstelik mentorluğun hatırı sayılır kanıtlanmış faydaları da ortada, onlara da şu şekilde bir göz atalım:

  • Mentorluk ve mentilik yapmış kişiler iş hayatlarında 5 kat daha sık terfi alıyorlar.
  • Mentorluk veya mentilik yapmış kişiler %20 daha fazla kazanç elde ediyorlar.
  • Fortune500 şirketlerinin %70’ten fazlasında mentorluk programları uygulanıyor.
  • Üst düzey yöneticilerin %60’ı mentorluk aldığını ve %97’si şu an geldikleri konumda aldıkları mentorluğun çok büyük katkısı olduğunu ifade ediyor.
  • Üniversite öğrencilerinin %60’ı iş seçiminde mentorluğun çok hayati bir faktör olduğunu söylüyor.

Benim birçok mentorum oldu, iş hayatı için destek alıyorum derken özel hayata yansıdı… Özel hayat derken, hobilere sıçradı. Bazen, bazı şeyleri yeniden keşfetmeye gerek yoktur. El vermek deyimi Anadolu’da çok kullanılan bir tabirdir ve bence mentorluk kavramını zaten doğal bir şekilde biz bu topraklarda yaşatıyoruz. :)

Tam da bu noktada mentorluğu, bir sosyal sorumluluk projesi ile hayata geçiren Mentorink’i kutlamayalım da ne yapalım? Mentorink, sistemli bir şekilde mentor-menti ilişkisini düzenliyor, kullanıcı dostu platformu ile karşılıklı süreç takibini sağlıyor. Her ilişkide olduğu gibi mentor-menti birlikteliğinde de karşılıklı faydaya inanıyorum. Mentorink de bunu, üniversite öğrencilerini ve genç profesyonelleri bir araya getiren, kişiselleştirilmiş bir “birlikte gelişim” platformuyuz şeklinde açıklıyor.

Benim bildiklerimi aktarma, birilerine dokunma zamanım gelmiş diyen bir genç profesyonel de olabilirsiniz, keşke bir bilene danışsam, bana yol gösterilse diyen bir üniversite öğrencisi de…

İkisi de yepyeni ve gelişim odaklı bu kapıya çıkıyor: www.mentorink.com

North Sails F2012 Warp. Kanaha, Maui; Hawaii. August 2011.

Photo: North Sails F2012, Hawaii

 

İlk gün öğüdü: “Salata değil, Kebap ye.”

İlk iş günü, aman yarabbi. İnsanı nelerin beklediğini, nelerin zorladığını en az 1 kez iş değiştirmiş olan herkes bilir. Üniversite sonrası ilk iş günü ile deneyim kazandıktan sonra değiştirilen işin ilk günü tam olarak aynı değil bana kalırsa, yazacaklarım ilki için…

Bir hatırlayalım neler oluyordu;

-Heyecan. Heyecan. Tabii ki heyecan.

-Şirkette ilk temasta oldukların, kurum içi IT sorumlusu, asistan, varsa ekip arkadaşların ve yöneticin.

-Eski şirketinde alıştığın kurum içi IT çok iyiyse fena özlersin ilk gün, “alışkanlıklarımdan neden koptum ben ya” hissinin de geldiği gündür aynı zamanda.

-İlk gün çiçekleri ve hediyeleri çok önemlidir, kendini yalnız hissettirmez (ne yapıyoruz bu yüzden, sevdiklerimize mutlaka gönderiyoruz :) ).

-Eğer yeni gelen için öğle yemeğini organize etmeyen bir şirket ise depresyon sebebi, yoksa kendini iyi hissettiren yegane şeylerden biridir bu.

-Kaç yıl deneyimli olursa olsun, ilk gün “insani” yabancılık hissi insanı garip hissettirir, geçse de şu ilk günler işimize baksak olur akıllardan geçen.

Yeniden kendini tanıt, anlat, ilişki geliştir, alan yarat vs…

İlk gün öyle ya da böyle geçiyor da asıl önemli olan ilk haftalar ve hatta ilk aylar.

Her şeyin deneyimden bağımsız, yeni ve farklı hissettirdiği bu dönem aslında hem çalışanın kendisi için hem şirket için çok kritik.

Önerilerin getirilebileceği en kıymetli dönem. Bir süre geçip “adapte olduktan” sonra, kanıksama kabul etme ve kaynaşma evresine geçmeden ne varsa söylemek gerek.

Tabii ki bunun için ne gerek? “Bizim burada böyle yapılır” diyen kraldan çok kralcı abi abla ve kardeşlerimizin olmaması, açık fikirli ve rahat iletişim kurulabilen bir yönetim ekibi gerek.

Diyelim ki var;

O zaman öncelikle adaptasyon ve gerçekten kurumu anlamak için bir zamana ihtiyacımız olduğu şart.

Bu kısma çok takılmamalı. Kimileri daha sıcaktır, kimileri temkinlidir, kimileri çabuk kabul eder, kimileri izler gözlemler sonra kabul verir. Bu yüzden herkese kendini sevdirmek diye bir şey olmadığını biz yetişkinler biliyorduk değil mi?

İşimi yaparım önüme bakarım da olmuyor. O zaman şunlara dikkat etmek gerek,

İlla salata yiyeceğim diye tutturmak olmaz, ilk zamanlarda istemesen de gidip kebap yiyeceksin. Kahvaltı etmiyorsan da edenlerin yanında sohbet edeceksin. İyi akşamlarına karşılık sadece “hafif uğultu” geliyorsa pes etmeyecek, gözlerinin içine baka baka günaydın-afiyet olsun-iyi akşamlar diyeceksin.

Kim ne derse desin, bu konu tek taraflı çaba ile olmuyor. İşveren (vekili) işe başlayan kişinin sıcak bir karşılama ile oryantasyonunu yapmakla mükellef. Doğrudur. Tüm gerekli

şartları eksiksiz sağlamalı, pozitif yaklaşımla alışmasına imkan tanımalı falan filan. Ancak işe yeni başlayan kişi de kesinlikle proaktif olmalı, edilgen olmamalı.

İletişim yönetimi, ilişki yönetimi dediğin şey emek ister. Sabır ister. Güven dolu bir ilişki yaratmak bir günde, bir haftada olmuyor. Bu yüzden her iş değişimi yeniden sıkı bir efor harcamak demek, kim demiş rahatlık alanından çıkmak kolay diye…

“Sabırlı olmak, aktif olmak, umutlu olmak, enerjik olmak, odaklanmak, çokça gözlem yapmak, dozunda konuşmak, bolca dinlemek” anahtar kelimelerim.

Mükemmel insan, mükemmel işveren, mükemmel çalışan yok ama hakkını veren, vermeye çalışan, daha iyiyi hedefleyen var.

Herkese kendini gerçekleştirebileceği, gün geçtikçe aldığı lezzetinin artacağı işler, işyerleri nasip olsun… Mutsuzluğu doğru analiz edebilecek bir yetenek, eğer gitme zamanı geldi ise cesaret ve kendisi için en uygun seçeneğe ulaştıracak bol şans bir de!

 

ilk gun ogudu cicek

Beni Aynalayan Herkese Binbir Teşekkür

Diyorum ki kendime: sen sanıyor musun ki her yaşadığın hedefsiz, boşu boşuna? Her kim çıkıyorsa karşına, her ne yaşıyorsan, bir amacı var.

Özel hayatımızda daha çok inandığımız bir durumdur bu, peki ya çalışma arkadaşlarımızın ya da yöneticimizin bize ayna olmasına ne demeli? İş hayatı da yaşamın en büyük

sahnelerinden biri değil mi? Birbirimizi aynalamak, birinin bize bizi göstermesi binlerce eğitimden daha kıymetli değil de nedir içsel yolculuk için?

Gelişme” yolculuğumda, beni en çok zorlayan buydu. Benimle birlikte yürüyen öğretmenlerin hepsinin söylediği aynıydı, karşında beğenmediğin ne varsa sende de var. Niyeymiş o? Çünkü sende olmayanı göremezsin, fark edemezsin de ondan. Okurken kolay da, derin düşününce tonlarca taş ağırlığında bir etki yaratıyor her defasında. Bilmek yetmiyor, sindirmek de zaman alıyor çünkü.

Biri bize kendi karanlığımızı aynaladığında, farkında olmak, kabul etmek ve gerekli dersi almak şart. Rahatsızlık veren durum ortadan kaldırılamasa bile şunlar oluyor:

1- Gitmen gerekli ise müthiş bir cesaret geliyor.
2-Kalmayı https://www.acheterviagrafr24.com/viagra-definition/ seçiyorsan, o kişinin daha “sevimli” yüzünü deneyimlemeye başlıyorsun.

Şikayet etmekten ve suçlamaktan, farkındalıkla şükretmeye geçince oluyor bunlar.

Bir süre önce koçumla çalışırken bir şeyi fark ettim, ben her zaman çok “meraklı” olduğumu düşünürüm. Kendimi tanımlarken sıklıkla merak kelimesini de kullanırım . Beni tanıyanlar da öyle söyler. Hakkında daha önce bir yazı bile yazmıştım. Peki nasıl bir merakmış benimkisi? Fark ettim ki, bu bir “çocuk merakı” değil, bilişsel, fayda odaklı bir merak. Peşinden bazen yargılamayı, bazen filtreleri de getiren. Bir süredir üzerinde çalışıyorum ve çok değişik sonuçlarını görüyorum.  Merakımı çocuk merakına dönüştürdüğümden beri ve buna öncelikle en yakınlarımdan başladığımdan beri olan şu, herkesle ilk defa tanışıyor gibiyim. Ailemi, yöneticilerimi, çalışma arkadaşlarımı “öğrenilmişliklerden” arınmış halde, yargılamadan izliyor ve konuşuyorum. Ne kadar ayıp, insan gibi karmaşık bir ansiklopediyi hiç değişmeyecekmiş gibi “mevcut filtreler” ile yargılamak. Ben değişiyorum da, herkes aynı mı kalıyor? İnsan her yaşta

şaşırıyor, her yaşta yeni bir

şey öğreniyor. Hücrelerimiz de ruhumuz da her an değişiyor ve biz bir gün önceki insan ile aynı insan değiliz.

Güzel bir hatırlatma: her gün yeni bir gün, sürekli yenileniyoruz. Aynıymış gibi hissetmemizi sağlayan tek şey zihnimiz ve değiştiremediğimiz düşüncelerimiz.
Hayat düz çizgi değil ve evet güzel şeyler de oluyor. Zihnimizdeki “eski kayıtlar” burnumuzun ucundaki en yakınlarımızdaki değişimi, onların özünü görmemizi engelliyor.
Her değişim, önce benden başlıyorsa, ben değiştiğimde dünya değişiyorsa, karşılaştığım her “can” tekamülümde bana aynaysa, çocuk merakı ile bizi bize gösterenlerle “yeniden tanışmak” için ne bekliyoruz? Bugün değilse ne zaman?

aynalama

“Aşk” ile “Kendimize Doğru” bir Yeni Yıl

Yeni yıldan değil de “büyüyen” benden umutluyum.

Geçtiğim bir yıla baktığımda, ne kadar çok büyüten şeyler yaşamış olduğumu görüyorum.

Asla dediğim için cialis generique neleri yaparken kendimi bulmuşum, sezgilerimi kalbimi dinlemediğimde nasıl tökezlemişim, istikrarlı olmadığımda hangi bedelleri ödemişim.

Bu yıl biraz daha farklı olsun istiyorum, 31 Aralık’ta verilen sözlerin Ocak sonu itibari ile söndüğü değil de, her yeni

yılın salt yeni yıl olduğu için mucizeler getireceğini umarak değil de, her yeni yıla “getireceği sorumlulukları alamayacağımızı bilmemize rağmen” bir milyon dilek yükleyerek değil de, şöyle olsun istiyorum:

Her ne yapıyorsak yapalım, AŞK ile yapalım,

Her ne yaşıyorsak yaşayalım, önce aldığımız derse bakalım,

Her ne olursa olsun, yanımızdaki “canların” kıymetini bilip şükür ile yol alalım,

Cesaret,  huzur ve içsel mutluluk yanımızdan ayrılmasın.

Her bir birey olarak dişil ve eril yanlarımızı dengeleyebildiğimiz, içsel adalet anlayışımızın bütüne de hizmet ettiği, alnımızın akı ile üretebildiğimiz ve daha çok kendimiz olabildiğimiz bir yıl olsun.

2015, dilerim ki, kendimizi buldukça, kendimiz oldukça mucizelerin katlanarak çoğaldığı tılsımlı bir yıl olsun.

Aşk olsun.

 

canelyeniyil

 

 

Sadece “Alkış Almak İçin” Yaptıklarının Farkında mısın?

Sen, ben, biz; hepimize bu soru aslında. Türk gibi başlayıp Alman gibi sürdürüp İngiliz gibi bitiremediğimiz şeyleri düşünelim mesela, bir hışımla bir hırsla ya da “çok istediğimizi” zannederek başladığımız ama sonunu getiremediğimiz. İstikrarlı çalışmanın öneminden dem vururken bir milim dahi ilerleyemediğimiz. Birçoğumuz daha fazla başarı, ün, para, edinimler elde etmek istiyoruz da peki ya sorumlulukları, uğruna vazgeçmemiz gerekenler ve getireceği / getirdiği yükleri de aynı derecede istiyor muyuz?

İşte tüm bunları “teorikte” bilmemize rağmen, yine de yola koyulmamızı sağlayan bir şey oluyor bazen.  Bir “an” da yaşayacağımız bir “şey” için.

Şöyle bir etiketleme vardır mesela. “Maymun iştahlı” Bir başladığının sonunu getirmez, her şeye atlar, her şeyden biraz birazdır, hiçbir şeyde uzmanlaşamaz vs. Tam olarak neden maymun iştahlıdır bir insan, karakteristik özellik mi sadece?

Hiç düşündünüz mü bilmiyorum, bazılarımızda başarmak, alkış almakla eş değer.  Özellikle içsel başarı kriterleri yerine dışsal olanları önemseme eğilimi varsa. Alkışlanmak. Onaylanmak. “Hımm, oldun sen, yaptın sen, aferini” duymak. Kimler tarafından olması gerektiği de yüklediğimiz anlama ve konuya göre de değişir.

Mesela, bir kongreye davet edilmek, kongreye katılmaktan önemli olabilir. Bir kitap yazmış olmak, ne kadar okunduğundan, kaç yüreğe ulaştığından daha mühim olabilir. Ya da evlenmek evliliği sağlıklı sürdürmekten daha kıymetli olabilir. Hayatındaki en düşük kilosuna bir kez olsun bile inmek, sürdürülebilir bir kiloda sabitlenmekten daha çekici olabilir. Okumaya devam et

Mutluluk Bir Seçimdir, Zihin Eğitilebilir: “Neyi Satın Alamıyorsak, Yaşamın Özü Orada”

Günümüzde koşullarımızı bu kadar iyileştirmişken (!), neden daha fazla şeye sahipken zaman zaman rahat batıyor ve mutluluk arayışımız baki? Biliyorum hepimiz üzerine defalarca düşündük. Mutluluk üzerine yazılmış konuşulmuş onca şey var, ne klişe konudur demeden, birimiz unutursa diğeri hatırlatsın diye yazıyorum.

Bir “yetmiyor”, “daha yok mu”, “daha fazla” dır gidiyor.

Mutsuzluk gerçekten bir hastalık mıdır bilmiyorum ama mutluluk arayışı hemen hemen hepimizin kafa yorduğu bir konu olsa gerek. Zygmunt Bauman demiş ki, insana mutluluk verecek şeyler satın alınamaz. Neyi mağazadan alamıyorsak, yaşamın özü oradadır belki de. Gerçek yoksulluk / yoksunluk paradan değil de içimizdeki dolmayan boşluklardan gelmiyor mu aslında?

Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar başta olmak üzere acheter viagra psikosomatik rahatsızlıklarla baş etmeyen yok gibi. Asıl arayış anlam arayışı iken odağımız maneviyattan maddiyata kayalı çok oldu. Dilden gönüle inemiyor dillere pelesenk olmuş “gerçekler”. Teori var, pratik yok cinsten.

Kaç kişi nasılsın sorusuna “bomba gibiyim” diyor (şartları iyi olsa dahi) ya da birine her sabah içtenlikle “bugün” nasılsın, “her yeni gün, yeni bir başlangıçtır” diyor? Yuvarlanıp gidiyor iç güveysinden hallice orta şekerli durumlar.

Okumaya devam et

Bu Blog PERYÖN İK Blog Yarışması’nda Yarışıyor!

Yine yeni yeniden…

Geçen yıl henüz “emekliyorken” katıldığım Peryön İnsan Kaynakları Blog yarışmasının bu yıl 2.si düzenleniyor.

Canel’in Akıl Defteri bu yıl da yarışmacı ve hala emekliyor aslında.

İnsanın öğrenmesi, üretmesi, gelişmesi ve paylaşması hiçbir zaman “tamam oldum ben” diyemeyeceği kadar uzun soluklu bana göre.

Bloğumu açma fikrini olgunlaştırmam yıllarımı alsa da bloğum yalnızca 1.5 yaşında.

Hayat hızla devam ederken, ben kimi zaman hızlandım kimi zaman yavaşladım, öğrendiklerimi yazdım, yazdıklarımdan öğrendim.
Geçen 1.5 yılda bu dükkanda üretmenin, paylaşmanın hazzı ve yaşattığı gelişim paha biçilemez. Her ne olursa olsun, üretmekten ve paylaşmaktan vazgeçmeyeceğim.

Bu sebeple bu yıl da yarışmada yer almanın kıymetli olduğuna inandım ve oylarınızla desteklerseniz elbette çok memnun olurum. :)

Oy vermek için linke tıklamanız yeterli.

Üreten her insanın ilhamı eksik olmasın.

Paylaşan her insanın da aklına ve yüreğine sağlık.

yarisma

İçinizdeki “Yazar”ı Tanıyor musunuz?

Yazı büyülüdür, bizi çoğaltır, ulaştığımız her bir insanla “birlikte” nefes aldırır. Dünyada değişen her şeye rağmen, kelimeler de, hikâyeler de aynıdır.

Karmaşık ve hızlı yaşamlarımızda, bir yandan iyileşme yolları ararken, diğer yandan güçlü durmak adına birçok şeyi içimize atıyoruz, her ne kadar teorisinden haberimiz olsa da başımıza gelen şeylerde çevreyi suçlama eğiliminde olup kendimizi kurban gibi hissedebiliyoruz.

Kurban konumundan çıkabilmenin, biriken yükleri atabilmenin en iyi yollarından biri, farkındalık kazanmak, olayları olduğu gibi kabul etmek ve yazmaya başlamak. Yazdıkça özgürleşmek.

Bir dil bir insan demekse, bir kitap bir dünya demektir. Bazen bir kitap kendi dünyamızı yaratabilmemize yardımcı olurken, bir yandan da yüklerimizi hafifletir.

Okumaya devam et

Neden “Erteliyorum”, Biliyor musunuz?

Birçok davranış bilimci ve psikologa göre erteleme eğiliminin basit görünen sebepleri kadar bir o kadar karmaşık sebepleri vardır ve çoğu çocukluk döneminden geliyor olabilir.

Örneğin katı kurallı ve baskıcı anne babaların çocukları, yaşadıkları olumsuzluk sonucu “mış gibi” davranmayı geliştirmiş olabilir. Büyüdüklerinde de ertelemeyle bu davranışı sürdürüyor olabilirler. Hatta öyle ki, korku kültürünü benimsemiş şirketlerde dahi baskıcı yöneticiler de aynı davranışın “hortlamasına” yol açabilirler.

Bu nedenle erteleme eğilimi, bireyleri olduğu kadar aileleri, sosyal çevrelerini, kurumları da tehdit edecek kadar büyük bir sorundur.

Erteleme öncesi sistem nasıl çalışıyor?

Olayın Kendisi: Harekete geçiren olay   –>  İnanç Sistemi: Altta yatan gizli duygu (tepkimizi yönetir)  –>  Netice: İki seçenektir (Rasyonel ya da İrrasyonel) Okumaya devam et

İşi Savsaklamıyorum ya da Tembellik Etmiyorum, Sadece “Erteliyorum”!

Hani tam yapılacaklar listemizin en “öncelikli ve önemli” işini yapacakken, bir fincan daha kahve alırız, elimizde fincan yerimize dönerken iki çift laf ederiz birileri ile derken bir de sosyal medya hesaplarıma göz atayım deriz, e zaman da epey geçmiştir hani, tamam yaa “yarın yaparım” tesellisi ile gün biter. Ancak bir yandan ertelemiş olmanın kaygısı süredursun, her gün aynı döngü ile erteler de erteleriz ve bu durum son teslim tarihinden bir gün öncesinde stres ve sıkıntıyı iyice tavan yaptırır.

Ya da üniversitede okurken önemli bir projede veya yüksek lisans tezini yazarken, peyderpey yapmamızın uygun olacağı ne varsa başlatmamız gerekirken, şaka gibi ama, evi temizlemek ya da alışverişe çıkmak çok daha cazip görünür. Peşi sıra caydıracak o kadar çok şey vardır ki!

Hemen hemen hepimiz hayatımızın bir döneminde ya da sadece bir konuda erteleme davranışı sergileyebiliyoruz.

Center for Clinical Interventions’ın raporuna göre birçok çalışma Amerika, İngiltere ve Avustralya’da popülasyonun %20’sinin kronik erteleyici olduğunu özellikle lise ve üniversite öğrencilerinin %75-95’inin de sıklıkla ertelediğini gösteriyor. Ülkemizde de durumun farklı olduğunu sanmıyorum. Zira son dakika golcülüğü hepimizin aşina olduğu bir kavram.

Okumaya devam et

“İlham Kaynağı Olmak” Yaşam Amacı Olabilir mi?

Şu dünyada sadece bir kişinin bile olsa, ilham kaynağı olabilmek, bence insanın hayat enerjisini çok yukarılara taşıyabilecek bir olgu.

TDK’ya göre bu kavram, “esinlenmeyi” ve “içe doğmayı” sağlayan şey. Peki nereden çıktı bu konu? Birilerinin senden esinlenmesini amaç edinmek insanın egosunu şişirmez mi?

Bence şişirmez, nerede baktığımıza bağlı. Dükkanımdan uzak kaldığım aylarda, her gün saatlerce spor yaparken motivasyon kaynağımın ne olduğu düşündüm. Mesela belli bir kiloda olmak gibi bir hedefiniz varsa tercihen saatlerce spor yapabilirsiniz. Hedefe ulaştıktan sonra, devamını ne ile sağlarsınız? “Hayat felsefesi haline getir”, “davranış değişikliği yarat”, “süreklilik halini alsın”, “yaşam biçimin olsun” denir çoğu zaman. Tüm bunlar harika öneriler, ancak söylemek motivasyonumu sürekli hale getirmeme yetmiyor ne yazık ki.

Okumaya devam et

Tüketirken “Tükenmek” An Meselesi!

Bir Aborijin duası vardır, bilir misiniz?

Her Şey Yeterli Olsun

Seni “ayakta tutmaya yetecek kadar” güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim. Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum. Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum. Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar “acı” diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum. Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar “kayıp” diliyorum.

Okumaya devam et

Super Kamagra Cialis 60 mg Kamagra kaufen levitra apotheke Viagra Generika Viagra ohne rezept Viagra kaufen Lovegra potenzmittel viagra Cialis Bestellen Lovegra kamagra oral jelly kaufen Potenzmittel Rezeptfrei Tadalafil 20mg Tadalafil kaufen Cialis kaufen
Viagra Professional Viagra Jelly cialis online kopen Levitra Soft viagra voor vrouwen Viagra Soft Kamagra Jelly Cialis kopen cialis kopen belgie cialis prijs belgie Cialis Professional Cialis Super Activen Levitra Professional Viagra kopen dapoxetine kopen Priligy kopen Cialis Daily Viagra Super Active Kamagra Gold Propecia kopen
new balance oakley converse Scarpe Adidas scarpe Nike Scarpe louis vuitton Ray ban adidas Adidas superstar longchamp air max Cinture scarpe Puma
levitra eller cialis viagra nettbutikk cialis i norge cialis erfaring hva er kamagra viagra effekt kamagra gel comprar cialis efeitos secundarios levitra comprimidos viagra infarmed viagra farmacia cialis bula levitra fass cialis vs viagra