Neler Okuyabilirsiniz?

Bu blog; İnsan Kaynakları, Endüstriyel Psikoloji, Genel Psikoloji ve Örgütsel Davranış üzerine yazılar içermektedir.

Doğal, içten ve hayatın içinden bir bakış açısıyla...

Sosyal Medyada >>
Enetkili25ik
Yeni Yazılarımdan Haberdar Olmak İçin

E-posta adresiniz:

Facebook
Twitter

Koçluk

Ezber Bozan Kadınlar, Her Yanımızı Sarsınlar!


Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, sonra sizinle savaşırlar, en sonunda hep “ezber bozanlar” kazanır.

                                                                                                                                                                                                   

Dilek DUMAN (Denizbank Bilgi Teknolojileri ve Destek Operasyonları Genel Müdür Yardımcısı)

“Birçok insanın tersine, Türk insanına o kadar çok güveniyorum ki, yıllar önce biz de teknoloji üretebilir ve ihraç edebiliriz demiştim. Yurtdışındaki en iyi yazılım bulup getirin dedikleri bir ortamda, gerekli araştırmanın ardından istediğimiz şeyi biz üretebiliriz ve muadili olmadığı için de yurtdışına satabiliriz dedim. Bin bir zorluk ve engelle karşılaşacağımı en baştan tahmin edemedim. Microsoft ile dünyada olmayan bir yazılımı üretmek için iş birliği yaptık ancak bu kadar kritik uygulamaları yeni teknolojilerle yapamayacaklarını söylediler ve istediklerimizi yapabilmek için tek şart Bill Gates’i ikna etmekmiş. Öyleyse bunu yapabilirim dedim, çünkü çok güçlü bir inancım vardı. Prag’da bir seminer için gelecekti ve arada bizimle de bir görüşme ayarladılar, orada hayalimizi anlattık ve Gates’i ikna ettik. O görüşmenin sonunda, projenize sponsor oluyorum ve bana 7-24 http://www.cialispharmaciefr24.com/acheter-cialis-generique-en-pharmacie/ ulaşabilirsiniz, sizin probleminiz benim problemimdir dedi. Geliştirme yaptığımız iki yıl hiç kolay geçmedi, ofiste sabahladık, her an, daha fazlasını yapamayız diyenlere inat, inançla devam ettik. Intervision, iki yılda geliştirilen, 7 ülkede 22 bankada kullanılan, Türkiye’de geliştirilip yurtdışına satılan ve birçok ödül alan bir ürün oldu. Evet biz de yeni teknoloji üretebiliriz evet biz de yurtdışına pazarlayabiliriz.  Çok zorlu da olsa her zaman ezber bozmak sonucuna değiyor. Hayallerinize ulaşmak mı istiyorsunuz, yoksa yaşanmamış hayatlar mı?”

dilekduman


Duygu KAYAMAN (MIT Technology Review “35 Yaş Altı Yenilikçiler” Yılın Sosyal Yenilikçisi ödüllü, YGA Hayal Ortağım Projesi Sahibi) 
Okumaya devam et

Ezberci Eğitimden, Ezber Bozmaya Geçmek Öyle Kolay mı?

Hele ki kadınlar için… Ezber bozmak kadınlara mı has? Elbette değil ancak bu coğrafyada pozitif ayrımcılık için ekstra çaba sarfetmek gerektiği aşikar.  Her geçen gün gözlemliyorum ki,  ne meslek ne öğrenim düzeyi ne sözüm ona “kültür” seviyesi, aldatmasın kimseyi, “kadın” her kesim tarafından yok sayılabiliyor. İspatlanamayan psikolojik şiddet, bin bir ilişkinin içinde. Şikayet ederek bertaraf etmek mümkün olmadığı gibi, geriye  elimizden ne geliyorsa yaparak var olmak, gelişmek ve ezber bozmak kalıyor.

Bu ülkede gerçekten ezber bozan kadınlar var.  Aslında her gün bir yerlerde şartlarını zorlayarak var olma savaşı veren, türlü psikolojik ya da fiziksel şiddete rağmen ayakta kalan kadınlar var ama bahsedeceklerim kimine göre şanslı kimine göre şanssız hayat hikayelerinin içinde gerçekten “ezberi” bozanlar.

Turkish WIN’in geçtiğimiz hafta düzenlediği keyifli ve verimli seminerde birbirinden harika altı kadını dinleme fırsatım oldu. Kimilerini tanıyor olabilirsiniz ya da hiçbirini tanımıyor olabilirsiniz. Önemli olan şey, “ben yaptıysam sen de yapabilirsin” diyebilmek adına aktardıklarıydı. Seminerden sonra bir istiklal caddesi boyunca yürürken o kadar çok sorguladım, o kadar çok düşündüm ki.

Okumaya devam et

Erteleyenden “Yapan” Olmaya Doğru Yolculukta “Yol Haritası”

Grip olmuşuz da reçetedeki bir ilaç ile hastalığımızı geçireceğiz gibi bir durum olamaz elbette. Ancak gerçekten değişim isteyenler için bir yol haritası çizilebilir.

Her şeyden önce önemli bir tek şey var; “evet ben erteliyorum” farkındalığını yaşamak ve ertelediğimizi kabul etmek. Kabul ediyorsak, gerçekten değişmek istiyor muyuz? Çünkü tüm öneriler gerçekten değişmek isteyenler için anlamlı. Kendimizi yargılamayı bırakıp ne yapabileceğimize odaklanmakla başlıyor süreç.

Ertelemenin tam olarak ne olduğunu ve neden ertelediğimizi önceki yazılarda konuşmuştuk.

Ben erteleme eğilimli miyim diye soranlara şu maddeler yardımcı olabilir belki derim:

Yapılacaklar listenizde çok da önemli olmayan şeyler tamamlanmış ancak halen en önemli birkaç madde dokunulmamış durumda mı, işe başlamadan önce defalarca e-maillerinizi okuyor musunuz ya da sosyal medya sürekli çeliyor mu aklınızı, tam önemli ve acil olan göreve başlamışken bir fincan çay kahve almak için kalkıyor musunuz, başkalarından gelen acil olmayan isteklere hemen evet diyor musunuz ve en önemlisi o görevi yapmak için hep “en doğru zamanı” ve en doğru “ruh halini” bekliyor musunuz?

Okumaya devam et

Neden “Erteliyorum”, Biliyor musunuz?

Birçok davranış bilimci ve psikologa göre erteleme eğiliminin basit görünen sebepleri kadar bir o kadar karmaşık sebepleri vardır ve çoğu çocukluk döneminden geliyor olabilir.

Örneğin katı kurallı ve baskıcı anne babaların çocukları, yaşadıkları olumsuzluk sonucu “mış gibi” davranmayı geliştirmiş olabilir. Büyüdüklerinde de ertelemeyle bu davranışı sürdürüyor olabilirler. Hatta öyle ki, korku kültürünü benimsemiş şirketlerde dahi baskıcı yöneticiler de aynı davranışın “hortlamasına” yol açabilirler.

Bu nedenle erteleme eğilimi, bireyleri olduğu kadar aileleri, sosyal çevrelerini, kurumları da tehdit edecek kadar büyük bir sorundur.

Erteleme öncesi sistem nasıl çalışıyor?

Olayın Kendisi: Harekete geçiren olay   –>  İnanç Sistemi: Altta yatan gizli duygu (tepkimizi yönetir)  –>  Netice: İki seçenektir (Rasyonel ya da İrrasyonel) Okumaya devam et

İşi Savsaklamıyorum ya da Tembellik Etmiyorum, Sadece “Erteliyorum”!

Hani tam yapılacaklar listemizin en “öncelikli ve önemli” işini yapacakken, bir fincan daha kahve alırız, elimizde fincan yerimize dönerken iki çift laf ederiz birileri ile derken bir de sosyal medya hesaplarıma göz atayım deriz, e zaman da epey geçmiştir hani, tamam yaa “yarın yaparım” tesellisi ile gün biter. Ancak bir yandan ertelemiş olmanın kaygısı süredursun, her gün aynı döngü ile erteler de erteleriz ve bu durum son teslim tarihinden bir gün öncesinde stres ve sıkıntıyı iyice tavan yaptırır.

Ya da üniversitede okurken önemli bir projede veya yüksek lisans tezini yazarken, peyderpey yapmamızın uygun olacağı ne varsa başlatmamız gerekirken, şaka gibi ama, evi temizlemek ya da alışverişe çıkmak çok daha cazip görünür. Peşi sıra caydıracak o kadar çok şey vardır ki!

Hemen hemen hepimiz hayatımızın bir döneminde ya da sadece bir konuda erteleme davranışı sergileyebiliyoruz.

Center for Clinical Interventions’ın raporuna göre birçok çalışma Amerika, İngiltere ve Avustralya’da popülasyonun %20’sinin kronik erteleyici olduğunu özellikle lise ve üniversite öğrencilerinin %75-95’inin de sıklıkla ertelediğini gösteriyor. Ülkemizde de durumun farklı olduğunu sanmıyorum. Zira son dakika golcülüğü hepimizin aşina olduğu bir kavram.

Okumaya devam et

“İlham Kaynağı Olmak” Yaşam Amacı Olabilir mi?

Şu dünyada sadece bir kişinin bile olsa, ilham kaynağı olabilmek, bence insanın hayat enerjisini çok yukarılara taşıyabilecek bir olgu.

TDK’ya göre bu kavram, “esinlenmeyi” ve “içe doğmayı” sağlayan şey. Peki nereden çıktı bu konu? Birilerinin senden esinlenmesini amaç edinmek insanın egosunu şişirmez mi?

Bence şişirmez, nerede baktığımıza bağlı. Dükkanımdan uzak kaldığım aylarda, her gün saatlerce spor yaparken motivasyon kaynağımın ne olduğu düşündüm. Mesela belli bir kiloda olmak gibi bir hedefiniz varsa tercihen saatlerce spor yapabilirsiniz. Hedefe ulaştıktan sonra, devamını ne ile sağlarsınız? “Hayat felsefesi haline getir”, “davranış değişikliği yarat”, “süreklilik halini alsın”, “yaşam biçimin olsun” denir çoğu zaman. Tüm bunlar harika öneriler, ancak söylemek motivasyonumu sürekli hale getirmeme yetmiyor ne yazık ki.

Okumaya devam et

Bize Ait Olmayan Ne Varsa “Atma” Zamanı…


Bu kadar yoğun bilgi akışının olduğu, hemen her konuda (bazen kirliliği dahi olsa) bilgiye kolaylıkla ulaşılan bir zaman diliminde, zihinsel problemler ve ruhsal sıkıntıların hızla artıyor olması, hepimizin farkında olduğu bir gerçek.

Kişisel sebeplerin yanı sıra şehir yaşamı, zamanın çok hızlı akması, hiçbir şeye yetişemiyor oluşumuz, giderek yalnızlaşmak ve benzeri birçok sebebe bağlanabilir  üstelik.

Yine de şu bakış açısı ile baktığımda bir şeyi görüyorum. “Şifa” olsun diye gidilen tüm kapılardan “bilgi” ile dönüyoruz. Öğreniyoruz, deniyoruz, anlamaya çalışıyoruz. Ancak konusunun uzmanları olarak nitelendirilen kişilerin dahi (iş / özel yaşam fark etmez) kendi hayatlarında bildiklerini uygulayamadıklarına şahit olabiliyoruz.

Hepimize olmuyor mu? Bilmemize rağmen, sanki “hiç bilmiyormuşuz gibi” teoriyi pratiğe dökememek başarısız ve huzursuz hissettirmiyor mu? İnsan bildiğini neden uygulayamaz bazen? Okumaya devam et

Ben Olsaydım “Böyle” Yapmazdım!

“Amma da kuralcısın!”  vs “Sen de kafana göre takılıyorsun, bir gün öylesin bir gün böyle!”

“Düşünmeden harekete geçiyorsun!” vs “Sen de çok yavaşsın, geç kalıyoruz, hayat beklemez!”

“Ne kadar kötümsersin?” vs “Saflık bu senin yaptığın, gelecek olan problemleri görmüyor musun?”

Ben olsaydım böyle yapmazdım! Evet, doğru, çünkü bu sensin, o da o.  :)

İş hayatında da evde de sokakta da, hem aynıyız hem farklı. Birbirimiz için bu cümleleri sarf ediyorsak ortada bir “farklılık” var demektir.  Farklı “davranış modelleri” hayatımızın her alanında çatışma yaratabiliyor. Bu modelleri öğrenmek, birbirimizi olduğumuz gibi görebilme yetkinliğimizi arttırıyor. Ancak bilince, birbirine “esneyebiliyor” insan. Karşımızdakinin dilini anlamak, onunla kendi dili ile konuşmak, esnemek kelime anlamının hakkını tam da bu noktada verebilmemizi sağlıyor.

Okumaya devam et

Gerçek Zenginlik Kaynağı “Pozitif Psikolojik Sermaye” Nasıl Güçlendirilir?

Şu bir gerçek ki, insanların güçlü yanları, yetenekleri, karakteristik olumlu özellikleri üzerine yoğunlaştığımızda hem daha çok verim alabiliyoruz hem de birey daha fazla mutlu oluyor.  Bu dünyaya neden geldik? Mark Twain insan için iki günün önemli olduğunu; birinin doğduğu gün, diğerinin ise dünyaya neden geldiğini bulduğu gün olduğunu söylemiştir.  Einstein da aslında herkes dâhidir demiştir, tabii ki bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre değerlendirmezsek. Müzisyen olabilecek bir çocuktan doktor, mühendis olabilecek bir çocuktan avukat yapmaya çalışmıyor mu ebeveynler hala?

Performans yönetim sistemlerinin bugüne kadar en güveni zedeleyen noktalarından biri zayıf alanlara odaklanıyor olmasıydı. Görev tanımları bile hızla değişebiliyorken, bazen kurumlar ne istediğini bilmiyorken, beni neye göre değerlendirecek? Ben kimim aslında ve gerçekten nasıl katkı sağlayabilirim? Herkes güçlü ve özel yanları var. Al sana mozaik.

Okumaya devam et

Bireysel ve Örgütsel Gelişim İçin “Pozitif Psikolojik Sermaye”

Hayatımız eksik yanlarımızı bulup onları nasıl yok edeceğimizi düşünmekle mi geçecek? Psikoloji bilimi sadece çaresizlik, tükenmişlik ve benzeri negatif konuları mı inceler?

Pozitif psikoloji ile birlikte hayır cevabı verilebilir. Çünkü pozitif psikoloji, psikoloji biliminin sadece ruhsal sorunları iyileştirmeye olan bakış açısını rahatsızlıklar daha ortaya çıkmadan önlemeye doğru kaydırmıştır.

Kavramın öncülerinden Martin Seligman’a göre, “Psikoloji yalnızca hastalıkları zayıflıkları incelemez güçlü yönleri de inceler. Tedavi yalnızca yanlış olanları düzeltmek değil, aynı zamanda doğru olanı inşa etmektir”. Fred Luthans’a göre ise pozitif psikoloji, insanlarda neyin “yanlış” olduğuna değil neyin “doğru” olduğuna ve bunun nasıl geliştirilebileceğine odaklanmaktadır.

Günümüz zorlu koşullarında, bireysel olarak özgüveni geliştirmek, iyilik halini arttırmak için de en çok ihtiyacımız olan bu değil mi?

Okumaya devam et

Biri Beni Dinliyor: Yaşanmış Koçluk Hikayeleri

Koçluğa dair teknik bilgiler kadar onların seanslarda nasıl harmanlandığı da merak konusuydu benim için. En çok da bu işi ustaca yapanların seansları… Deneyimli koçlar, neler yaşarlar?

Bu noktada “Biri Beni Dinliyor”, çok keyifli bir dille okuyucuyu da sürecin içine katarak kapıyı aralıyor.

İlgi Coaching’in kurucusu, Türkiye’nin bilinen en iyi koçlarından, Türkiye Uluslararası Koçluk Derneğinin kurucu üyesi ve danışma kurulu üyesi Dilek Yıldırım Akgün’ün bu kitabında, teknik anlamda koçluğa dair satırlar bekliyorsanız, şaşırtacak demektir.

Okumaya devam et

Biri “İnsan Kaynakları ve Koçluk” mu Dedi?

Koçluk de-nin-ce ak-la, ne gelir? Öyle ya da böyle bir cevap verebilir hale geldik. O koçu, bu koçu, şu koçu derken, gayet günlük dile de yerleşti koçluk. Ne mentorluktur ne danışmanlıktır, bambaşka bir şeydir diyoruz. Gerçekte ne olduğu, önemi, neyi amaçladığı uzun uzadıya başka bir yazı konusu. Ancak benim bir süredir üzerinde düşündüğüm ve dikkat çekmek istediğim başka bir konu var. İnsan Kaynakları Çalışanı, Koçluk Yapabilir mi?