Neler Okuyabilirsiniz?

Bu blog; İnsan Kaynakları, Endüstriyel Psikoloji, Genel Psikoloji ve Örgütsel Davranış üzerine yazılar içermektedir.

Doğal, içten ve hayatın içinden bir bakış açısıyla...

Sosyal Medyada >>
Enetkili25ik
Yeni Yazılarımdan Haberdar Olmak İçin

E-posta adresiniz:

Facebook
Twitter

Kurumsal Gelişim

Çalışan Bağlılığı: Gidene “Kal” Denir mi?

HBR’nin son sayısında bir köşe yazısı o kadar dikkatimi çekti ve o kadar aynı şekilde düşünüyorum ki, blogda da yerini alsın istedim.

Ben bazı birim yöneticilerinden şu soruyu birçok defa duydum, bu aday sence “ne kadar” kalır? Bilmiyorum ki!? Mevcutta içinde bulunduğu faktörleri ve geldikten sonraki kimyanın tutma derecesini ne kadar gerçekçi öngörebiliriz? Tahminlerimiz olur ancak o kadar çok faktör var ki bu sorunun cevabını etkileyecek. “Peki o zaman en çok kalacak olanı seçelim!” Kalmaktan kastımız nedir? Önceliğimiz bu mu? Çalışan bağlılığı derken tam olarak bunu mu anlatmak istemiştik?

Okumaya devam et

Gerçek Zenginlik Kaynağı “Pozitif Psikolojik Sermaye” Nasıl Güçlendirilir?

Şu bir gerçek ki, insanların güçlü yanları, yetenekleri, karakteristik olumlu özellikleri üzerine yoğunlaştığımızda hem daha çok verim alabiliyoruz hem de birey daha fazla mutlu oluyor.  Bu dünyaya neden geldik? Mark Twain insan için iki günün önemli olduğunu; birinin doğduğu gün, diğerinin ise dünyaya neden geldiğini bulduğu gün olduğunu söylemiştir.  Einstein da aslında herkes dâhidir demiştir, tabii ki bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre değerlendirmezsek. Müzisyen olabilecek bir çocuktan doktor, mühendis olabilecek bir çocuktan avukat yapmaya çalışmıyor mu ebeveynler hala?

Performans yönetim sistemlerinin bugüne kadar en güveni zedeleyen noktalarından biri zayıf alanlara odaklanıyor olmasıydı. Görev tanımları bile hızla değişebiliyorken, bazen kurumlar ne istediğini bilmiyorken, beni neye göre değerlendirecek? Ben kimim aslında ve gerçekten nasıl katkı sağlayabilirim? Herkes güçlü ve özel yanları var. Al sana mozaik.

Okumaya devam et

Bireysel ve Örgütsel Gelişim İçin “Pozitif Psikolojik Sermaye”

Hayatımız eksik yanlarımızı bulup onları nasıl yok edeceğimizi düşünmekle mi geçecek? Psikoloji bilimi sadece çaresizlik, tükenmişlik ve benzeri negatif konuları mı inceler?

Pozitif psikoloji ile birlikte hayır cevabı verilebilir. Çünkü pozitif psikoloji, psikoloji biliminin sadece ruhsal sorunları iyileştirmeye olan bakış açısını rahatsızlıklar daha ortaya çıkmadan önlemeye doğru kaydırmıştır.

Kavramın öncülerinden Martin Seligman’a göre, “Psikoloji yalnızca hastalıkları zayıflıkları incelemez güçlü yönleri de inceler. Tedavi yalnızca yanlış olanları düzeltmek değil, aynı zamanda doğru olanı inşa etmektir”. Fred Luthans’a göre ise pozitif psikoloji, insanlarda neyin “yanlış” olduğuna değil neyin “doğru” olduğuna ve bunun nasıl geliştirilebileceğine odaklanmaktadır.

Günümüz zorlu koşullarında, bireysel olarak özgüveni geliştirmek, iyilik halini arttırmak için de en çok ihtiyacımız olan bu değil mi?

Okumaya devam et

Liderlik Yüz Metre Koşusu Değil Bir Maratondur!


İyi bir yönetici ya da iyi bir lider olmak için yapılabilecekler üzerine her dönem kafa yorulduğu doğrudur.  Örnek gösterilen kişiler, işe yaramış modeller, neyin yapılması ya da yapılmaması gerektiği gibi.  Peki, liderlikte çok başarılı olmuş kişilerin hiç “kötü” dönemleri yok mudur? Yanlışları ya da kariyer yolculuklarında raydan çıktıkları zamanlar? Mutlaka vardır.

Ancak, başarılı liderlerin en önemli özelliklerinden biri, her zaman rayda kalabiliyor olmaları değil herhangi bir sebeple yoldan çıktıklarında, farkındalıkla, mümkün olan en hızlı şekilde tekrar yola girmeleridir. 

Goldman Sachs’taki uzun yıllar süren kariyerinin ardından, Harvard Business School’da Yönetim Profesörü olan Robert Steven Kaplan,  bir liderin merdivenlerden yukarıya çıktıkça kendisine tutulan aynaların ve gerçekçi / dürüst geri bildirimlerin çok azaldığını ifade ediyor.  Bu nedenle “nasıl gidiyorum” sorusunun cevapları için kişinin “kendisine” bakmasını ve bazı soruları sormasını öğütlüyor.   Okumaya devam et

Şirkette Yardımlaşma Kültürü: “Bir Elin Nesi Var, İki Elin Sesi Var”

Herkesin kendini rahat hissettiği örgüt kültürleri birbirinden farklı olabilir. Aynı şeylerden hoşlansak, aynı insanlar olurduk. Yine de bazı şeyler var ki, oldukça ortak bence. O ortak olan değerler, beklentiler ne kadar sağlamsa ve şirketin dokusuna işlemişse, çalışanların çoğu da orada olmaktan keyif alıyorlar.

Bir şirket düşünün ki “yardımlaşma” temel değerlerinden biri. Öyle ki, şirkette yapılan araştırmada, şirket kültürü sorulan herkes istisnasız yardımlaşmaya değiniyor. “Birlikten kuvvet doğar” yaklaşımını hissetmek, Boston Consulting Group tarafından yapılan bir anket sonucu iş dünyası liderleri tarafından en yenilikçi şirket ve MBA öğrencileri tarafından en çok tercih edilen Fortune 100 şirketinden 13.sü seçilen (2013) tasarım şirketi IDEO’da doğal bir durum….

HBR’nin son sayısındaki makaleyi çok keyifle okudum. İçinde olduğum organizasyonda da benzer şeyleri yaşamanın beni ne kadar ve neden mutlu ettiğini de bir kez daha anlamış oldum.

Okumaya devam et

“Kalbim Pamuk, Zırhım Çelik, Maskem Profesyonel”


Son zamanlarda gerçekleşen bir konferansta bir araya geldiğimiz eski bir iş arkadaşım dedi ki, “Canel, sen de benim gibi farkında mısın buradaki sahteliğin? Neden insanlar böyle, neden insanlar birbirlerinin üstüne basarak yükseliyor? Neden bunlara rağmen insanlar gülümsüyor? O kadar sahicilikten uzak ki, bazen perdenin arkası ile vitrin farkından yorulduğumu hissediyorum, içim sıkılıyor.”
 

O günden beri döndürüp duruyorum içimde… 

Dünyada bu kadar dengesizlik, adaletsizlik, kötülüğe şahit olurken; eşler birbirine, çocuklar ebeveynlerine, can dostlar birbirlerine yalan söyleyebiliyorken, hepimiz herkese her şeyi anlatmıyor, birden fazla yüzle yaşıyorken, profesyonel yaşam sahte ifadelerle, yüzlerle dolmuş çok mu? :) 

Okumaya devam et

Damlaya Damlaya: Başarının ve Performansın Arkasındaki Patron “Beyin”


4B Akademi, iş profesyonellerine yönelik düzenlediği “Damlaya Damlaya” seminerlerinin kendi deyimleri ile üçüncü damlasını “beyin” üzerine bir sunumla biriktirdi. 

Altis Danışmanlık kurucusu Nörolog Dr. Bülent Madi, nöroliderlik üzerine insanı düşünmeye zorlayan, “beyin fonksiyonları ile işletme fonksiyonlarını birleştiren” bir sunum gerçekleştirdi.  Beyin çok uzun zamandır ilgi alanımda olduğu için merakla gittim, daveti için Çağlar Çabuk ve ekibine tekrar çok teşekkür ederim.

“İşler bir türlü zamanında bitmiyor.” “Yapmadığımız takım çalışması etkinliği kalmadı, bu takım neden bir türlü anlaşamıyor?” “Çok stresliyim de nasıl yönetsem?” “Öfkemi kontrol edemiyorum.” “Daha motive olmalıyım ama nasıl?”

Hangi işi yaparsak yapalım, hangi pozisyonda çalışırsak çalışalım, hepimiz kaygı taşımıyor muyuz?

Okumaya devam et

Politikalara Değil “İnsanlara” Güvenin!

Ben değil, Netflix eski İK başkanı Patty McCord söylemiş, “politikalara değil insanlara güvenin; açık sözlülüğü ödüllendirin hatta klasik İK kitabını bir kenara fırlatın” da demiş.

Dünyanın en büyük online yayın hizmeti sitelerinden olan Netflix’in yöneticileri,  1998-2012 yılları arasında organizasyonel kültürü nasıl şekillendirdiklerine dair İK (yetenek yönetimi) ve yönetsel politikalarını anlattıkları bir sunum hazırlamışlar ve  asla beklemedikleri şekilde 6 milyondan fazla kez izlenmiş.

Facebook COO’su Sherly Sandberg, bu sunum için “silikon vadisinden çıkmış en önemli belgelerden biri” ifadesini kullanmış. Harvard Business Review’da ilgili makaleyi okuduktan sonra üşenmeden 126 slaytlık sunumu izledim.

Okumaya devam et

Kralın Bile Tahammül Edemediği “Kralcılar”

Bir organizasyonda en gereksiz profil kimdir deseler, şüphesiz ilk sıralarda olur kraldan çok kralcılar.

Nasıl bir varoluş amacıdır bu? Akıl almıyor…

Organizasyonun dinamiklerini bildiği için olabilecekleri öngörmek ya da vizyonu ile öneride bulunmak başka şey, kralın bile tahammül edemediği şekilde kralcı olmak başka şey.

En önemli nokta, bu duruma izin veren “kurum kültürü” bana kalırsa.

Okumaya devam et

CEO Olmak için Yıllarca Aynı Şirkette Kalmak mı?

Son zamanlarda artık bir şirkette kariyer ömrünün tamamını geçirmenin“eskiye” nazaran imkansızlığından bahsediyoruz.

Yeni nesil çalışanlar, gelişimin ve eğlencenin sona erdiği, kendisine değer verilmediğini hissettiği, paketinden şartlarından memnun olmadığı ilk anda çalıştığı şirketi terkediyor.

Bu noktada her zaman eksi-artı hanesine bakmak gerektiğini savunuyorum. Acele karar vermek te cesaret göstergesi değil. Bazen bu bir macera olarak kalıyor sadece.

Benim için de ilk girilen şirkette kariyerin tamamını geçirmek imkansız. Yine de CEO’luğa yükselmiş iki başarılı kadının, stajyerlik ile başladıkları şirkette bunu gerçekleştirmiş olmalarını düşünüyorum son günlerde.

Okumaya devam et

Aslan Kesilen Kedi Şirketler, Aynaya Bakmaya Ne Dersiniz?

Hani biz problemlerin çoğunluğu işe alımdan kaynaklanıyor diyoruz ya. Bir yerde doğru da gerçekten. Sonuçta hatayı baştan yapmayalım, doğru seçim yapalım istiyoruz. Ben de diyorum ki, o tam olarak öyle değil aslında.

O bilmem kaç basamaklı süreçte, ilanlarla, testlerle ve bir çok şeyle çektiğimiz değerlendirdiğimiz adayın bu şekilde beklentisini yükseltiyoruz ya hani; kendini onca süreçten sıyrıldığında varış noktasına varmış altın madalyalı atlet gibi hissediyor. Geldikten sonra ne olacağını yeterince düşünüyor muyuz? Madalyalı atlet gibi mi sürdürüyor yaşamını? Düşündüğümüz kadar yetebiliyor muyuz?

Okumaya devam et

Ekip Ruhu Aşkına….”Aşinalık”

Kendimi en rahat hissettiğim ve en enerjik çalıştığım dönemler, birlikte çalışmayı sevdiğim insanlarla, her şeyden önemlisi “güven” duygusunu hissedebildiğim dönemler. Onca ekip ruhunu güçlendirici eğitimler / etkinlikler bir yana dursun, en önemli unsurun “güven” oluşturmak olduğuna inanıyorum. Ancak, uyum ve güven ile bir ekipte dinamizm yakalanıyor bana göre. Kolay kolay da kurulmuyor o yapı!

Genellikle, aynı şirkette yılları geçirmenin negatif taraflarından bahsedilir; monoton, körleşmiş, heyecanını kaybetmiş çalışanlardır onlar. Evet, bu tür örnekler olduğu gibi zıttı örnekler de mevcut. Herkesin şartları aynı değil ve bazı şartlar ezber bozdurabilir. Tek bir doğru olmamakla birlikte farklı deneyimlerin insanı zenginleştirdiğine inanıyorum. Ancak bunca yıldır karşılaştığım örneklerden şunu farkettim ki, bir insan eğer hayat enerjisine sahipse, hayatla kavgası değil dansı varsa, kendini geliştirmek su içmek gibi gerekliyse hele bir de çevresindeki insanlarla huzurlu çalışıyorsa uzun yılların negatifliğini beklendiği şekilde yaşamıyor. Okumaya devam et